Nöroblog | Kuyudaki köpeği kurtarmaktan başka işiniz yok mu?
297
single,single-post,postid-297,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-3.4,wpb-js-composer js-comp-ver-4.12.1,vc_responsive
 

Kuyudaki köpeği kurtarmaktan başka işiniz yok mu?

Kuyudaki köpeği kurtarmaktan başka işiniz yok mu?

Köpek kuyuya düştü, fen liseliler robotik kol yaparken imam hatipliler dua okudu, her multidisipliner çalisma gibi önemli olan sonuçtu: Köpek kuyudan kurtuldu ama isminden kurtulamadı, “Kuyu köpek” arama kurtarma köpeği olmak üzere yeni kariyerine başladı.

Sabah işe gitmeden önce kahve içip ayılmaya çalışırken gördüğüm timeline öforik bir şekilde Kuyu’nun kurtuluşunu kutluyor, “işte özlediğimiz Türkiye tablosu” twitleri atıyordu. Bir köpeğin ölümden kurtulması gerçekten de bu kadar sevinilecek bir şey miydi? Başka bir deyişle: “Kuyudaki köpeği kurtarmaktan başka yapacak daha iyi işlerimiz yok muydu?”

well, that escalated kuyukly

well, that escalated kuyukly 😛

Kuyu eminim bu yazıyı okuyan başka insanlara da 15 yıl önceki “Hokget köpek” olayını hatırlatmıştır.

Hokget isimli köpek 12 Tayvanlı mürettebat ile birlikte Pasifik okyanusunda Insiko isimli bir gemide yol almaktaydı. Gemide çıkan yangın sonucu mürettebatın çoğu tahliye edilip kurtarılabildi, ancak sonradan anlaşıldı ki Hokget köpek unutulmuştu. Bu ortaya çıkınca medyada sansasyon yarattı, bir köpekçik nasıl olurda unutulur, alevler arasında ölüme terk edilebilirdi? Hayvan hakları örgütleri seslerini yükseltseler de ABD’li yetkililer köpeği kurtarmanın 60.000 ila 80.000 dolar arasında bir maliyeti olacağını gerekçe göstererek ilk başta bu işe yanaşmadılar.
Olayın medyatikleşmesi işlerin seyrini değiştirdi. Hokget’i kurtarmak isteyenlere dünyanın dört bir yanından para yağıyordu. İnsanlar masum bir köpeğin alevler arasında yanarak ölmesi düşüncesini tahammül edilemez buluyor olacaklar ki bunu engellemek için binlerce dolar gönderenler bile oldu.
İş o kadar büyüdü ki hükümet yetkilileri de bu işe kayıtsız kalamadı ve Amerikan donanmasının yüksek teknolojili radarları bile arama kurtarma çalışmalarına katıldı. Beklenen oldu, Hokget canlı olarak bulundu ve sağ salim Honolulu’ya getirildi. 11 Eylül’ün üzerinden henüz 6 ay geçmiş, terör korkusu tüm ülkeyi sarmış, Irak İşgali’nin dedikoduları yayılmaya başlamıştı. Kendini kötü hisseden ve siyaseten bölünmüş halde olan Amerikan halkı bir köpeğin kurtarılmasında kendini buldu. “Böyle olmalıydı işte”, Amerika durup dururken yine büyümüştü. 

Honolululu Hokget Köpek

Honolululu Hokget Köpek

Ancak hesap kitaba girişince karşımıza çıkan tablo hiç de makul değildi: Onbinlerce dolar para harcanarak bir tane köpek kurtarılmıştı. Ve bundan çok daha azıyla çok daha fazla köpek yaşatılabilirdi. Ancak istenen Hokget’in yaşamasıydı, başka köpekler de yaşamalıydı elbette ama konu şu anda Hokget’ti, “halk bunu istemişti” ve şüphesiz ki halk en doğrusunu bilirdi.

Anlaşılan o ki bir köpeğin derin bir kuyuda ya da yanan bir gemide çaresizce ölmesi Türkiye ya da ABD fark etmeksizin insanlar olarak gücümüze giden bir şey ve bunu önlemek için pek çok şeyi yapmaya hazırız. Mantıken bir insan ölünce bir üzülüyorsak 20 kişinin öldüğü bir trafik kazasına örneğin 20 kat üzülmemiz gerekir. Hadi 20 kat biraz abartılı olsa da en azından iki kat diyelim. Öyleyse bir değil de birden fazla köpek söz konusu olduğunda, insanlar söz konusu olduğunda bunu önlemek için çok daha fazlasını yapıyor olmalıyız. Öyle mi? Öyleyse hemen hemen aynı yıllarda Darfur’da yaşanan ve Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 300.000 kişinin yaşamını yitirdiği katliama dünyanın seyirci kalmasını nasıl açıklayabiliriz?

Çeşitli psikoloji deneyleri bize gösteriyor ki bir köpek için yanıp tutuşan insan vicdanı rezalet koşullardaki belediye barınaklarında açlığa ve susuzluğa mahkum edilen binlerce köpeğe, soykırımlarda öldürülen insanlara aynı duyarlılığı göstermiyor. Bir kişiye çarpan kalbimiz, yükselen empatimiz ve acıma hissimiz sayı arttıkça köreliyor; kitlesel yıkımlara duyarsız hale geliyor. Psikolojimiz bize “bir insanın ölümü trajediyken milyonların ölümü istatistik olur” oyununu oynuyor. Bize beynimizin bir oyunu bu. Neden ve nasıl böyle oluyor?

Şimdiki milyonluk metropollerimizin aksine insanlar olarak binlerce yıl boyunca en fazla 150 kişiden oluşan topluluklar halinde yaşadık. Bu gerçekten yola çıkarak evrimsel psikoloji alanında çokça spekülasyonlar yapıldı ve yapılıyor. Bunlardan iyi test edilip onaylanmış olanlarından biri şu:

“Beynimiz bireysel acılara bariz tepkiler verirken kitlesel yıkımlara/soykırımlara aynı tepkiyi vermiyor, çünkü bu tepkiyi verecek yazılıma sahip değil.”

Evrimimiz boyunca defalarca acı çekip ölen insanlar gördük, hemen hepsi küçük grubumuzdaki akrabalarımızdı ve onlarla empati kurduk. Diğerleri ise belki de çevredeki kaynaklar için savaştığımız başka bir grubun üyeleriydi ve onları öldürmekten başka çaremiz yoktu. Ama binlerce ve milyonlarca insanı oluyor halde görmek bizim için çok yeni bir durum, sadece birkaç yüzyıldır bilebildiğimiz/duyabildiğimiz bir şey ve beynimiz evrim sürecinde bunu algılayacak şekilde programlanmamış. En önemli sebeplerden biri bu.

Binlerce köpeğin/insanın kurtarılabileceğini bildiğimiz halde kayıtsız kalıp tek bir köpeğe/insana duygusal bağ kurmamızın altında yatan bir başka sebep de “teleskop etkisi” diye bildiğimiz bir kavram. Teleskop etkisini en güzel anlatan örnek filozof Peter Singer’dan, Türkçe’ye uyarlanmış hali şöyle:

“200 TL’ye yeni bir ayakkabı aldınız, arabanızla Ankara’da işten eve dönerken Melih Gökçek’in her yağmurda şu basan mühendislik harikası alt geçitlerinden birinde bir çocuğun suya düştüğünü ve boğulmamak için çırpındığını görüyorsunuz. Şu sizin belinize bile gelmeyecek kadar alçak ve yağmur dinmiş, boğulma tehlikeniz yok. 200 TL’lik gıcır ayakkabılarınızın mahvolacağını bile bile çocuğu kurtarır mıydınız?

Herhalde birçok insan bu soruya evet yanıtı verecektir.

Oysa daha geniş bir ölçekte bakacak olursak şu soruyu sorabiliriz:

“Dünyada her yıl çoğu Afrika’da olmak üzere beş yaş altındaki 750.000 çocuk ishalden ölüyor. Bu ölümleri azaltmak için çok cüzi miktarda bir para yeterli. 200 TL’lik ayakkabı almak yerine 100 TL’lık ayakkabı alıp kalanını UNICEF’e bağışlayabiliriz. Ama bunu yapmıyoruz. Bunu yapmayadığımız her an Afrika’da çocukların ölmesine seyirci kalıyoruz ama bunu umursamıyoruz. Cidden, aklımıza bile gelmiyor. Neden böyle?”

telescoping

İşte bunun yanıtı yukarda sözünü ettiğim “teleskop etkisi”.

Doğrudan müdahale edip düzeltebileceğimiz şeylerde kendimizi sorumlu hissedip harekete geçiyoruz, boğulmakta olan çocuğu “elbette” kurtarıyoruz, çünkü kurtarabiliriz, bu gücü kendimizde görüyoruz. Ancak bunlar çok sık olan şeyler değil. Oysa dünyada hiç durmadan devam eden ve daha az çabayla düzelmesine yardımcı olabileceğimiz ve tek şanssızlıkları gözümüzün önünde olmamaları olan başka önemli acılar var. Gözümüzün önünde olmayan yerlerde yaşandıkları için onlara müdahale edip çok şey değiştirebileceğimiz halde öylece duruyorlar. Teleskopumuzun görebileceği mesafede olmadıkları için sorumluluk hissetmiyoruz. Oysa biliyoruz, oradalar ve biz onları düzeltebiliriz. 

Başlık elbette provokatif. Kuyu’nun tekrar aramıza dönmesine çok sevindim, umarım güzel bir hayatı olur. Yine de bu sevinç bize şunu unutturmamalı: Afrika’da ishalden ölen çocukların alt geçitte boğulan çocuk kadar, barınaklarda işkence edilen hayvanların da Kuyu kadar bize ihtiyaçları var.
Hayvanlar özelinde konuşacak olursak, çoğumuz için fazla olmayan bir paraya daha fazla hayvana daha iyi koşullar sağlayabiliriz, yerel yönetimleri bu konuda daha iyi şeyler yapmaya zorlayabiliriz, dostlarımızı acı içinde yaşayıp ölmekten kurtarabiliriz.

Evet, beynimiz temelde bunun için programlanmamış olabilir ama artık onu anlayıp dipten gelen reflekslerine rasyonel şekilde müdahale edebilecek gücümüz var.

Evet, her şeyi başaramayabiliriz ama daha fazlasını başarabiliriz. 

Bunu neden yapmayalım?

***

Konuya dair daha fazla okumak isteyenler için:

Hokget Hikayesi

Dunbar Sayısı 

Teleskop Etkisi 

Fularsız Entellik / Devekuşu Ahlakı

 

Görseller

1 & 2 & 3

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.