Tik Tak: Beyninizin İç Saati

Zaman: iki hece, beş harf. Ama dünyamızın en belirsiz kavramlarından biri.
Birçok bilim insanı ve filozof zamanı birincil duyu olarak anlamaya çalıştı. Bunlara “zaman bir illüzyon” ve “zamanın tek nedeni, her şeyin bir anda gerçekleşmemesidir” notlarıyla Albert Einstein da dahil. Fakat zaman nedir ve onu nasıl anlarız?
beyninizin ic saati
Çocukken saatin kaç olduğunu söyleyebilmek, okulda bize öğretilen ilk derslerdendi. Bize öğretilen bir yılda 12 ay veya 365 gün (yılda 366 gün olan artık yıllar hariç) olduğuydu. Her bir günün 24 saatten, her saatin 60 dakikadan ve her dakikanın 60 saniyeden oluştuğuydu. Zaman yaşamımızda katı, değişmeyen, sürekli bir arkaplan olarak sunuldu. Zaman vardı ancak onunla etkileşilemezdi ve zaman manipüle edilemezdi.
Ortaya çıktı ki zamanı algılayabilme yetisi insanlara özel değil. Hiçbir bitki size takvim gününü söyleyemez fakat bitkiler kesinlikle mevsimlere göre değişirler. Hiçbir köpek size saati söyleyemez fakat kesinlikle sonraki yemek vakitlerinin geldiğinin farkındadırlar. Tüm bitkiler ve hayvanlar “sirkadiyen ritimler” sergilerler, duyusal ve motor uyaranlarla zamansal özgüllüğe cevap verirler, fakat insanlar dünyada saatleri ve takvimleri tasarlayan, onu “zaman” diye etiketleyen tek türdür. Hayatlarımızdaki bu kritik bölümü nasıl kodladığımız hala tam anlaşılamamıştır fakat biliyoruz ki zaman skalası (milisaniyelerden günlere) beynimizde farklı şekillerde temsil edilir.
Biz çevremizdeki nesnelerle beş birincil duyumuzla etkileşiriz: Tatma, görme, dokunma, koklama ve işitme. Eğer zaman altıncı duyumuzsa bunu nasıl algılarız?
Sinirbilimcilere göre merkezi bir “zaman söyleme” beyin yapısındansa, zaman algımız muhtemelen beyin boyunca dağıtılmıştır. Zamanı algılayabilme yetimiz neredeyse yaptığımız her şeyde bir rol oynar; konserde müziğin zamansal düzeni kaybolmuşken eğlenmeyi veya basketbol oynamaya çalışırken saati veya oyunun periyotlarını takip edemediğinizi hayal edin. Basit olarak yaptığımızı düşündüğümüz şeyleri yaparken bile bilinçsiz olarak yüzlerce milisaniyelerden saatlere ve günlere birçok büyüklükteki farklı zamanları tespit etmemiz gereklidir.
En küçük birimden başlayalım, duyu ve motor sistemlerimizin çoğunda milisaniye aralığındaki bir zamanı tespit edebilmemiz zorunludur. En son televizyon izlediğiniz veya filme gittiğiniz zamanı düşünün. Bu kayıtlardaki kareler saniyede 50-60 kareye kadar hızlarla hareket edebiliyorlar ve beyniniz hala zamansal kalıbın farkına varabiliyor. Beyninizin saniyeden daha kısa sürelerdeki uyaranı fark edebilme yeteneği olmasaydı hareketi algılamak bizim için imkansız olurdu.
Dikkat çekici bir şekilde şu anda bilinen ve bu büyüklükteki zamansal kalıpları tanıma yeteneğinizi etkileyen hiçbir hastalık yoktur. Birçok uzmanın düşüncesine göre bunun sebebi, belki de beynin milisaniye aralığındaki zaman algılayabilme yeteneğinin nöronların hiçbir özel gereksinime sahip olmadan bunu doğal bir işlev olarak yapabilmesidir. Bu zamansal işlem için tek gereken, aksiyon potansiyelinin uzay-zamansal düzenidir. Nöronlar iletişim kurdukça zamanı kodlarlar.
Hiç “eğlenirken zaman uçup gidiyor” ifadesini duydunuz mu? Zamanı büyük ölçekte nasıl algıladığımız duygusal durumumuz da dahil olmak üzere birçok sapmaya karşı hassastır. Zaman ve duygular arasındaki etkileşimler iki yönlüdür, duygusal durumdaki değişimler zamansal algınızı değiştirebilir ve günlük düzeninizdeki zamanlama değişimleri öfke veya strese neden olabilir.
Stresin zaman algısını nasıl değiştirdiğine dair olası bir açıklama bir nörotransmiter olan  dopamin ile ilgilidir. Dopamin psikososyal stres durumlarında salınır ve dopamindeki değişikliklerin iç saatinizi değiştirebildiği bilinmektedir. Bir çalışma göstermiştir ki dopamindeki yükselme beyinde zamanın yavaş geçtiği algısına neden olur, dopaminin çalışmasının engellenmesi ise zamanın hızlı geçtiği algısına yol açar.
Eğer her gün belirli bir zamanda beslediğiniz bir evcil hayvana sahipseniz, günlük zamanlamadaki aksamaların onları nasıl olumsuz biçimde etkilediğini anlayabilirsiniz. Evcil hayvanınızı birkaç saat geç beslemek bile onları üzebilir veya huzursuzlandırabilir ve bu sadece zamanlamadaki uyumsuzluk nedeniyle olur.
Stres gibi duyguların zamanı algılama yeteneğini nasıl etkilediğini anlayabilmek için Stanford Üniversitesi’nden nörobilimci David Eagleman ve grubu korkutucu bir olay simüle ederek bireylerin zamanı yargılama yetisini test ettiler. Katılımcılar yerden kaldırılmış bir platformda hazırlandı ve ardından 2,49 saniye boyunca serbest düşüş halinde yere bırakıldılar. Düşerlerken son derece yakın bir şekilde sunulmuş rakamları okumaları istendi, rakamlar normal şartlar altında bile fark edebilmek için çok yakınlardı. Düşünce şuydu: Eğer stresli bir durum gerçekten zaman duyusunun yavaşlamasına neden oluyorsa normal şartlar altında fark edilemeyen uyarılar aniden fark edilebilir hale geleceklerdi. Katılımcılar düşüş süresince bu rakamları fark edemediler, bu da stres altında zamansal duyarlılık eksikliğine işaret eder. Bununla birlikte katılımcılar düşüş zamanını olduğundan daha fazla hatırladılar, bu da gösterir ki stres beynimizin zamanı doğru olarak algılamasını engelliyor.
Dokunma, görme, koklama, duyma veya tatmadan farklı olarak zaman algılama yeteneğimiz beyinde merkezi bir noktaya veya tek bir eylem moduna sahip değildir. Bunun yerine biz zamanı milisaniyelerden günlere kadar değişen aralıktaki ölçeklerde kodlayabilen geniş bir şekilde dağılmış nöron ağı sayesinde anlıyoruz. Zaman algımız duygularla etkileşim halindedir ve stres de dahil olmak üzere hislerle manipüle edilebilir.
Geçtiğimiz yılın tartışmalı olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Her gün yeni bir stresli olay getiriyor ve bu sürekli stresin etkileri kendini çeşitli yollarla gösteriyor. Eğer her hafta bir yıl gibi, her yıl bir asır gibi hissettirdiyse yalnız değilsiniz. Önemli miktarda tükettiğimiz haberlerle ve yüksek gerilim seviyesiyle birlikte beynimiz olduğundan daha fazla zaman geçmiş gibi düşünmeye başlar. Eğer siz de bu kategorideyseniz derin bir nefes alın ve haberlerden uzaklaşın, bırakın iç saatiniz kendini yenilesin.
Zamanın ne olduğu ve nasıl algıladığımız hala bir gizem olarak kalsa da bugün tüm yaşamımız zamana göre yönetiliyor. Bilmemiz gereken, çoğu zaman beynimizin kayda değer bir iç saati olduğudur.
***
Yazı ilk olarak 25 Nisan 2018 tarihinde Knowing Neurons sitesinde İngilizce olarak yayınlanmış olup NöroBlog’un Knowing Neurons ile gerçekleştirdiği işbirliği ile Türkçe diline çevrilmiş ve yayınlanmıştır.

***

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.