Şiddet Suçları için Ruhsal Bozuklukları Suçlamayı Bırakın

Şiddet suçları için genellikle ruhsal sağlık sorunları sorumlu tutulur, ancak bu genellikle önyargıya dayalı bir eğilimdir.

Ne zaman bir şiddet suçu olsa kaçınılmaz olarak meydana gelen şey, failin akıl hastası olduğu suçlamasıdır. Doğruyu söylemek gerekirse bunun nereden geldiğini görebilirsiniz: vahşi bir pala saldırısı ya da bir şehrin sokağında maganda kurşunlarının rastgele ateşlenmesi, açıkça “sağlıklı düşünen” birinin davranışı değildir. Ve çoğu kez olay medyada yer bulmaya başladıkça, kaçınılmaz olarak failin geçmiş veya şimdiki ruh sağlığı bir konuşma konusu haline gelir. Sonuçta, failin geçmişte bir ruhsal sıkıntı için yardım aldığına dair bir kayıt mevcutsa, bu konuyla bir bağlantısı olmalı, değil mi?

Hayır. Sayısız insanın yıllardır belirttiği gibi, akıl hastalığı ve şiddet suçları arasındaki bağlantı; ne olursa olsun, ne kadar çok insan “aşikar” olduğunu iddia ederse etsin, hiçbir zaman net olmadı. Bu, tek bir blog yayınında hakkını vermenin imkansız olacağı korkunç karmaşık bir meseledir, ancak burada dikkate alınması gereken birkaç şey var.

Ruhsal bozukluklar kaygan bir konu

Ruhsal bozukluk ne demektir? Bugünlerde, geçmişte olduğumuzdan çok daha bilinçliyiz, ama yine de yerine oturtması oldukça zor bir konu. Kırık bir kemik ya da yaygın bir virüsün aksine, ruh sağlığı sorunları genellikle doktorların açıkça bakabileceği ve tanıyabileceği net bir şekilde görülebilen sebeplerle ya da bozukluklarla ortaya çıkmaz. Ruhsal bozukluk terimine bile pek çok uzman tarafından, gerçekçi ya da pek alakalı olmayan bir şekilde fiziksel rahatsızlıkları andırdığı gerekçesiyle yanıltıcı bulunarak karşı çıkılmaktadır.

Ruhsal bozukluk olarak kabul edilen şey sürekli değişkendir. Büyük ölçüde öznel olabilir. 6000 yıl önce bütün evreni yaratan görünmez bir süper varlıkla konuşan bir insan milyonlarca insan tarafından normal kabul edilir. Ama eğer bu kişi bu süper varlığın Rasputin adlı dev bir pancar olduğunu söyleseydi, insanlar bu kişinin durumunun iyi olduğunu düşünmezdi. Bazen asıl olay sadece kaç kişinin sizinle aynı fikirde olduğudur.

Bu, bir insanı birçok farklı şekilde etkileyebilecek, mental sağlıkla ilgili çok sayıda faktörün var olduğu anlamına gelir. Dört kişiden birinin bir noktada ruh sağlığı sorunları yaşadığı söylenir, ancak nüfusun %25’i henüz birisini öldürmedi ya da şiddet suçu işlemedi. Hiç olmazsa, bu bir nüfus sayımında ortaya çıkardı. Bu nedenle, şiddet içeren bir suç işleyen birinin akıl hastalığı olduğunu söylemek, aslında anlamsız olduğu kadar da belirsizdir. Bir şiddet suçu failinin geçmişinde ruh sağlığı sorunları olabilir. Ama bu, bu kişinin saçları kahverengi demek gibidir. Ya da bir Mazda’sı vardı demek gibi. Ya da domuz eti yiyordu demek gibi. Bu doğru olabilir, ancak bu bir faktör ya da davranışlarının doğrudan bir sebebi olduğu anlamına gelmez.

Ruh sağlığı sorunları ve şiddet arasında açık bir bağlantı yoktur.

Açıkçası, bir önceki ifade bir miktar adaletsizdir. Saç renginiz veya kullandığınız araç davranışınızı doğrudan etkilemez (belki BMW sahipleri için farklı olabilir), oysaki ruh sağlığı durumunuzun etkilemesi çok daha muhtemel, hatta belki de kaçınılmaz.

Ruhsal sağlık sorunu olup şiddete yatkın olan hiç kimse olmadığını iddia etmek son derece naif/iyimser olacaktır. Kliniklerde kişilerin gözetim altında tutulması işlemi, semptomlarının aşırı doğası nedeniyle kendileri veya başkaları için tehlike arz eden hastalarla ilgilenebilmek için vardır. Uygulamaya katılıp katılmamanız başka bir konudur, ama görünürde bu uygulamanın sebebi budur.

Ancak, bazı ruh sağlığı hastalıklarının kaçınılmaz olarak şiddete neden olduğu fikri, bulguların desteklediğine kıyasla çok daha yaygındır. Birçok çalışma ruhsal sağlık sorunları olanların şiddet faili olmaktan ziyade, daha çok şiddet mağduru olduğunu göstermiştir ve bunların çoğu, silahlı şidddet suçlarının çok büyük bir sorun olduğu ABD’den.

Ruhsal hastalıklar uzay boşluğunda oluşmaz. Bir insanın hayatındaki her şeyle iç içedir. Yetiştirilme biçimi, kişisel altyapı, gelir düzeyi, genel sağlık, deneyimler, genetik, vb. Esasen, diğer tüm olası faktörlerin katkısını hariç tutarsanız, akıl hastalığı ve şiddet arasındaki bağlantı giderek azalır. Kişinin madde bağımlılığı sorunu varsa, şiddet kullanması daha yaygındır. Bunun, ruh sağlığı sorunlarının, şiddet içeren davranışların yanı sıra, kişiyi etkileyen diğer sorunların bir sonucu olduğunu belirttiğini de iddia edebilirsiniz. Bu yüzden meydana gelen suçlar için akıl sağlığını suçlamak çoğu zaman bir banka soygununda kaçış için kullanılan arabayı suçlamak gibidir; tüm durumun sadece bir parçası ve en önemlisi dahi değil.

Bu görüş önyargılara dayalıdır, bulgulara değil.

Ruhsal sağlık sorunları olan kişilerin şiddet eğilimli olduğu varsayımı, derinlemesine yerleşmiştir (eli satırlı “deli” kostümlerini hatırlayanlar var mı?) Bu sık sık döngüsel muhakemeye yol açar. Mesela insanların şiddet içeren bir suç işlemenin akıl hastalığının kanıtı olduğunu söylediğini ne sıklıkla duydunuz? “Sadece akıl hastası biri başka birini öldürür, bu yüzden birini öldüren herkes otomatik olarak akıl hastasıdır.” Ruh sağlığı sorunları olan insanlar tarafından işlenmemiş cinayetlerin büyük çoğunluğunu bir kenara bırakırsak, bu önerme kanıt temelli değildir.

Peki bu varsayım nereden gelmektedir? Bunun sebebi beynimizin belirsizlikten hoşlanmaması olabilir (ruh sağlığı sorunları olan kişiler “öngörülebilir” davranmazlar) ya da “öteki” olana karşı duyulan genel korku olabilir, fakat bunların çoğunun medyadan kaynaklandığı gözüküyor. Peki neden?

Sorumluluktan ve suçluluktan kurtulmanın bir yolu olabilir mi?

Çoğu ana akım medya, beyazlara -genelde orta sınıf ve her zaman olmasa da erkeklere- aittir ve onlara yöneliktir. Bunu Guardian’da okuyorsunuz, muhtemelen söylediğim şeyin en iyi örneği.

Faili belirli ciddi bir şiddet suçu işlendiğini farz edelim. Siyasi ya da ideolojik nedenleri bir kenara bırakacak olursak, insanlar kendilerini kötü bir şey yapmış ya da kötü şeylere karışmış olarak gördükleri kişilerden uzak tutmaya yönelik içgüdüsel bir eğilime sahiptirler. Buna atıf önyargısı denir. Birisine kötü şeyler olduğuna şahit olduğumuzda, ilk tepkimiz o şeyin neden bizim başımıza gelmeyeceğini ya da o şeyi neden yapmayacağımızı düşünmek olur. Bu psikolojik bir kendini savunma mekanizmasıdır.

Öyleyse, çok sayıda mülteci karşıtı içeriğe sahip ve göçmenlerden nefret etmenize sebep olacak yayınlar okuyan beyaz, orta sınıf bir İngiliz vatandaşı olduğunuzu ve görüşlerinizi herkesle paylaşmakla ilgili çekinceleriniz olmadığını varsayalım. Korkunç bir şiddet suçunun meydana geldiğini duydunuz. Fail Müslüman mı? Eh, öyleyse radikal terörist olmalı. Neyse ki siz öyle değilsiniz. Fail siyahi ya da başka bir ırka mı mensup? Eh, neyse ki siz değilsiniz. Bu zaten tam da onların yaptığı türden bir hareket, değil mi? Fail, göçmenlerden nefret eden beyaz İngiliz bir kişiyse… Pekala, muhtemelen bir akıl hastası olmalı! Tabii ki. Siz akıl hastası değilsiniz ve bunu asla yapmazdınız. Birbirlerine benzedikleri, aynı yerlerden oldukları ve aynı görüşleri paylaştıkları gerçeği sadece bir tesadüf, suçlanması gereken akıl hastalığı. Ve böylece kendinizi suçtan uzaklaştırmış oldunuz.

Amerikalı okuyucular için, önceki paragrafta “orta sınıf” ile “silah meraklısı” tamlamalarını yer değiştirebilirsiniz, hala geçerli olacaktır.

Çoğu zaman, ruh sağlığı problemlerini başka ana nedenlere bağlı olabilecek davranışları açıklamak için kullanmak sadece sorumluluktan kaçmaktır. Medyanın göçmenler, eşcinseller ya da “öteki” olan herhangi bir grup hakkında sürekli bir korku tellallığı yapması, bu gruplara karşı şiddet suçu işlendiğinde kolayca suçlu olarak bulunabilir. Ama eğer fail “akıl hastası” olsaydı, o zaman -görünürde- tüm sorumluluk ortadan kalkmış olacaktır.

Şiddet suçları için ruh sağlığını suçlayan kişilerin ya da medyanın gerçekten buna inandığını düşünürseniz, ruh sağlığındaki tedaviler ve olanaklar konusunda daha duyarlı olacakları fikrine varırsınız. Ama hayır, ruh sağlığı hizmetleri kesintiler ve cehalet ile büyük zayıflatıcı zorluklarla karşılaşırken medyada bunun bahsi nadiren geçer. Yaşlı bir emeklinin bir şekilde bir bombaya dönüştürebilmesi ihtimaliyle uçağa bir şişe su almakta zorlandığı bir dünyada yaşıyoruz, güvenlik adına sayısız haklar feda ediliyor; ama akıl hastalığı olan insanların hepsinin sırada bekleyen katiller olduğunu düşünenler, bu kişilerin yeterince yardım ya da bakım alamamasını umursamıyorlar.

İnsanların bu sonuca varabilmesi ve bunda yanlış bir şey görememeleri gerçeği sadece bize ruh sağlığının aslında ne kadar karmaşık olduğunu göstermektedir.

Çeviren: Ezgi Kaymak

Kaynak The Guardian / Brain Flapping Blog – Dean Burnett

Yazı ilk olarak 21 Haziran 2018 tarihinde TheGuardian.com internet sitesinde yayınlanmış ve NöroBlog ekibi tarafından Türkçeleştirilmiştir.

***

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.