Sinirbilimde Bu Hafta #3

Sinirbilimde Bu Hafta, NöroBlog Podcast kanalı üzerinden sesli yayın olarak da yayınlanıyor.

NöroBlog’a Spotify, Apple iTunes Podcastler, Android Stitcher Radio ya da SoundCloud üzerinden abone olabilirsiniz.

Haftanın sinirbilim haberleri:

Netflix’in “13 Reasons Why” dizisi ergen intiharlarını etkiliyor mu?

Michigan Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, son iki yılda intihar girişiminde bulunan ergenlerin büyük bölümü “13 Reasons Why” dizisinden etkilendiklerini belirtiyorlar. “13 Reasons Why” dizisi hayatına son vermeden önce intihar sebeplerini kasede alan 17 yaşındaki bir genç kızın hikayesini anlatıyor.

Sanat eserlerinin, romanların ve şarkıların intiharları etkileyip etkilemediği tartışmalı bir konu. Edebiyat tarihine baktığımızda, Goethe‘nin 1774 yılında kaleme aldığı “Genç Werther’in Acıları” isimli romanının Avrupa’da bir “intihar salgınına” yol açtığı iddia edilmişti. Türkiye’de de 1999 yılında Murat Kekilli‘nin söylediği “Bu akşam ölürüm” isimli şarkının intiharlara sebep olduğu iddia edilmiş ve konu kamuoyunda uzun süre tartışılmıştı.

“13 Reasons Why” dizisinin intihar girişiminde bulunmalarında etkisi olduğunu düşünen ergenlerin büyük çoğunluğu, kendilerini dizinin ana karakteri Hannah Baker ile özdeşleştirdiklerini belirtiyorlar. Bu kendini film ya da dizi karakteriyle özdeşleştirme durumunun intihar girişimini ihtimalini artırıcı bir etkisi olabileceği düşünülüyor.

Yemeği görmek ve koklamak, karaciğeri uyararak sindirime hazırlanmasını sağlıyor.

Sevdiğimiz bir yemeği gördüğümüzde ağzımızın sulanması bilindik bir durumdur. Ancak Almanya’nın Köln kentindeki Max-Planck Enstitüsü araştırmacıları hikayenin burada bitmediğini gösterdiler. Yeni çalışmaya göre yemeği görmek ve koklamak karaciğeri harekete geçiriyor ve yemeğin sindirimi için gerekli hazırlıkların yapılmasını sağlıyor. Karaciğer vücutta pek çok fonksiyonunun yanında sindirim için gerekli enzimleri de salgılıyor.

Bilim insanları Twitter datasını kullanarak “sosyal jet lag” sendromunu tespit etmenin yolunu buldular. 

“Sosyal jet lag sendromu” giderek daha sık duyacağımız bir fenomen. Yeni tanımlanan bu sendrom, vücudumuzun çalışmasını düzenleye biyolojik saatimiz olan sirkadyen ritim ile günlük yaşantımızın uyumsuzluğundan kaynaklanıyor. Sosyal medyaya olan düşkünlüğümüz ve günlük yaşamın zorunlulukları bizi sirkadyen ritmimizle uyumsuz bir hayat yaşamaya zorluyor. Bu uyumsuzluk özellikle uyku düzenimizi kötü etkiliyor, uyku problemleri çeşitli sağlık sorunlarına yol açıyor.

Karanlık günler ve soğuk iklim alkol tüketimini ve karaciğer rahatsızlıklarını artırıyor.

Rusya’daki kişi başına alkol tüketiminin İspanya’dan fazla olması tesadüf mü? Yıllardır üzerine konuşulan bir olgu ilk kez bilimsel olarak araştırıldı ve soğuk iklimlerde yaşayan insanların sıcak bölgelerde yaşayanlara oranla daha fazla alkol tükettiği verilerle gösterildi. Alkol damarları genişleten, vazodilatatör bir madde.

Alkol içmek vücudun belirli bölgelerindeki damarları genişleterek kanlanmayı ve dolayısıyla sıcaklık hissini artırıyor. Bu nedenle Rusya gibi soğuk iklime sahip bir ülkede vodka gibi yüksek alkollü içkiler içmek vücut ısısını korumada fayda sağlıyor. Ancak ABD’li bilim insanlarının araştırmasına göre soğuk iklimlerde artan alkol tüketimiyle birlikte karaciğer hastalıkları ve siroz sıklığı da artıyor.

Spermin yumurtaya giderken yolunu bulmasına yardım eden özel bir protein keşfedildi.

Spermler dişinin yumurtasına giden yolu bulmakta oldukça yeteneklidirler. Bilim insanları bu yeteneğin PMCA adını verdikleri bir proteinden kaynaklandığını, bu proteinin spermin yolunu bulmasını sağladığını keşfettiler. Bu keşif, üreme sorunlarıyla ilgili yeni tedavilere kapı açabilir.

Akrep ve arı zehirleri “ilaçları beyne ulaştırma” sorununda bilim insanlarına yardımcı olabilir. 

Bir ilacın beyne ulaşmasını sağlamak kolay değildir. Çünkü “kan-beyin bariyeri” adı verilen kimyasal bir bariyer, yabancı maddelerin beyne ulaşmasını önlemeye çalışır ve bunda oldukça başarılıdır. Kan beyin bariyeri beyne tanımadığı maddeleri sokmak istemez, çünkü bu maddeler zehirli olabilir ve beyne zarar verebilir.

Bu beyin koruyucu sistem, beyne ilaç ulaştırmak istediğimizde sorun yaşamamıza neden olur. Beyin ilaçları da tanımadığı için kan beyin bariyeri yoluyla aynı toksik maddeler gibi ilaçların da beyne geçmesini engellemeye çalışır. Bu nedenle bazı gerekli ilaçlar beyne giremez. Bilim insanları ilaçları beyne ulaştırmak için arı zehirinin yanı sıra akrep zehirinden de yaralanılabileceğini keşfettiler. İlaçlar bu zehirlerin içeriğindeki bazı maddelere bağlanarak beyne ulaştırılabilir ve kan beyin bariyeri bu yolla aşılabilir.

Yeni bir beyin-bilgisayar arayüzü (BBA) felçli insanların tabletleri çok daha iyi kontrol edebilmelerini sağladı.

Sistem, hastaların beyin dalgalarının bluetooth yoluyla Nexus 9 marka bir tablete yönlendirilerek ekrandaki imlecin oynatılmasına dayanıyor. Çalışmaya iki ileri seviyede ALS hastası ve bir omurilik felçli hasta katıldı. Katılımcılar eğitimler sonrasında göz hareketleriyle bilgisayarın imlecini oynatıp interneti aktif bir şekilde kullanarak video izleyip müzik dinleyebiliyor, e-mail yazıp chat yapabiliyorlardı. Bu alandaki çalışmalar teknolojinin gelişmesiyle giderek daha başarılı sonuçlar veriyorlar.

Sinirbilimde Bu Hafta #2

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.