Ketojenik Diyet ile Bilişsel İşlevler Arasındaki İlişki Aydınlatılıyor

Bilim insanları yıllardır bağırsak mikrobiyomunun sağlığımız üzerine etkisini merakla araştırıyor, özellikle son dönemde sayıları artan bazı araştırmalarda bağırsak ile beyin arasındaki bağlantıya dikkat çekiliyor.

Kentucky Sanders-Brown Üniversitesi Yaşlanma Merkezi’nden bir grup bilim insanı bu bağlantıyı daha da güçlendirecek veriler elde etti. Ekip halihazırda bilinen bilgilere, beslenme düzenimizin bilişsel işlevlerimiz üzerindeki etkisini gözler önüne seren iki araştırma ile katkıda bulundular.

 

Scientific Reports dergisinde yayınlanan ilk araştırmalarında ketojenik diyetle beslenen farelerin nörovasküler işlevlerinde ilerleme kaydedildi. Bu konu hakkında, araştırmanın yürütücülerinden birisi olan Ai-Ling Lin şunları söyledi: “Kan beyin bariyerinin ve serebral kan akışının da içerisinde bulunduğu nörovasküler yapılar bilişsel işlevlerin gerçekleştirilmesinde önemli ölçüde rol alıyor. Güncel bilim bu yapıların bağırsakta bulunan bir bakteri tarafından düzenleniyor olabileceğini öne sürüyor. Biz de ketojenik diyetin beyni bu yolla etkilemesi ve bu diyetin uygulandığı farelerde sinir sistemi hücrelerinin dejenere olmaya daha dirençli olması bu yüzden olabilir düşüncesiyle işe koyulduk.”

Ketojenik diyet yüksek yağ ve düşük karbonhidrat oranlı besinlerin tüketilmesini içeriyor. Bu diyetin bilişsel işlevler üzerine etkisinin gözlemlenmesi son derece mantıklı; zira önceki çalışmalar ketojenik diyetin Parkinson hastalığı ve otizm gibi sinir sistemiyle ilgili hastalıklara sahip olan bireylerde olumlu etkiler sağladığı görülmüştü.

Lin ve ekibine göre ketojenik diyetin bu denli etkili olmasının sebebi mTOR isimli, metabolizmayla ilişkilendirilen bir proteinin sentezlenmesini engelliyor olması. Hücre içerisinde çok önemli yolaklarda görev alan bu protein yanlış oranlarda sentezlendiğinde kanser, diyabet ve obezite gibi birçok hastalığa sebebiyet verebiliyor. Ketojenik diyet esnasında ise bu proteinin sentezlenmesinin yavaşlatılması ya da engellenmesi sayesinde hücre içerisindeki aktivitesi kontrol edilmiş oluyor.

Ekibin, Frontiers in Aging Neuroscience dergisinde yayınlanmış olan ikinci çalışması ise rapamisin isimli, mTOR proteininin çalışmasını engelleyen bir kimyasalın, özel bir görüntüleme yöntemi kullanılarak, ketojenik veya kalori kısıtlamalı diyette oynadığı rolün incelenmesi üzerine.

Lin bu çalışmaları hakkında ise şöyle konuşuyor: “Önceki çalışmalarımızın ışığında rapamisinin ve düşük kalorili diyetlerin nörovasküler yapılar üzerine olan olumlu etkisini gözlemledik. Beyin görüntüleme işlemlerinin beyindeki bu önemli değişimleri görmemize imkan sağlayacağını düşündük.

Görüntüleme yönteminden elde edilen sonuçların kesinliği için konuşmak erken olsa da, ekibin elde ettiği sonuçlar diğer birçok araştırmanın gösterdiği sonuçlar ile benzerlik taşıyor: Düşük kalorili diyetle beslenen görece yaşlı fareler, kalori kısıtlaması olmadan beslenen farelere nazaran daha sağlıklı metabolik aktivite gösteriyor. Elimizdeki bilgiler ışığında “genç kalmanın sırrı bu” diyebiliriz. Ancak Lin buna kuşkuyla yaklaşıyor. Araştırmaların fareler üzerinde denendiğini hatırlatıyor ve ekliyor: “İnsanlar üzerinde aynı etkiyi yaratacağından emin değiliz.

Çeviren: Meriç Öztürk

Yazı ilk olarak Neuroscience News internet sitesinde 3 Ekim 2018 tarihinde yayınlanmış ve NöroBlog ekibi tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Antienflamatuvar Diyet Erken Ölüm Riskini Düşürüyor Olabilir

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.