Nörobilim Hukuk Sistemini Altüst Edecek mi?

O Gerçekten Ben Miydim?

2008 yazında polis, eşinin cinayetinden dolayı Brian Thomas’ı tutuklamak üzere Batı Galler’in Aberporth bölgesindeki bir sahil kasabasında bulunan bir karavana ulaştı.

Önceki akşam oldukça gerçekçi bir kabusun içinde, Thomas karavanındaki davetsiz bir misafirle savaştığına inanıyordu. Belki de dışarıda motosikletleriyle hız yaparak uykusunu bölen çocuklardan biriydi. Oysa bu sırada yavaşça karısını boğuyordu. Uyandığında hızla 999’u (çevirenin notu: acil durum numarasını) arayarak operatöre olanlardan ötürü afalladığını ve dehşete kapıldığını, dahası cinayete teşebbüs ettiğinden habersiz olduğunu anlattı.

Uyuyan bireyler tarafından işlenen cinayetler neyse ki az. Yine de bilinçsiz durumdaki insanın göz korkutan potansiyeline çarpıcı örnekler teşkil ediyorlar. Bununla birlikte gelişmekte olan bilinç bilimi, bugünkü hukuk sisteminde merkezi bir rolü olan sorumluluk kavramı üzerinde köklü bir etki yapmak üzere.

Kısa süren bir duruşmanın ardından savcılık, Thomas’a karşı olan davayı geri çekti. Bilirkişi raporları Thomas’ın bir hastalıktan muzdarip olduğu konusunda hemfikirdi. Bu hastalık yetişkinlerin %1’i, çocuklarınsa %6’sında görülen ve bir uyku bozukluğu olan pavor nocturnus, diğer adıyla uyku terörü hastalığıydı.

Kabusları onu düşünülemez olanı yapmaya itiyordu.

Thomas’a karşı doğal olarak bir anlayış gösteririz, jüri üyeleri de duruşmada onun bu trajik durumuna üzülmüştü. Bunun uyanık, düşünen ve hisseden bir bireyin eylemi olmayacağına dair genel bir his var. Neden böyle hissediyoruz? Neden Thomas’ın bir katil değil de, korkunç şartlarda karısını kaybeden masum bir adam olduğunu düşünüyoruz?

Thomas’a karşı olan anlayışımız, zihin ve beden arasındaki ayrımı sınırlayan yasalar dolayısıyla anlaşılabilir. Batı hukukunun temel ilkelerinden biri mens rea, yani suçlu zihin kavramıdır. Sorumluluk için gerekli olan suçun maddi unsurudur- actus reus. Bununla birlikte, yalnızca eylemi gerçekleştirmek yeterli değildir: Kişinin bu eylemi için zihinsel olarak da sorumlu olması gerekir.

Anglo-Sakson hukuk sistemi, akıl hastalıkları sebebiyle yasaların gerekliliklerine uyamayanları hoş görmektedir. Buna deliliğin savunması denir. Ayrıca yasa bireye, eylem için gerekli olan niyeti oluşturamadığı “azalmış kapasite” durumlarında da ayrıcalık tanır. Bu bireylerin eylemlerini kontrol ederken suçla sonuçlanacağından habersiz oldukları anlaşılır. Bu durumlarda sanık cinayettense, daha küçük bir suç sayılan kasıtsız adam öldürmeden sorumlu tutulabilir.

Brian Thomas davasında mahkeme, Thomas’ın uyku bozukluğunun bir “otomatizm”e sebep olarak ortada bir suç bile bırakmayacak kadar kapsamlı bir savunma sağladığına ikna olmuştu. Şüphesiz otomatizm hem mens rea hem de actus reus’un nihai reddidir. Otomatizmin başarılı bir savunması, suçlanan bireyin eylemlerinin farkında olmadığı gibi eylemleri üzerinde de bir kontrolü de olmadığını ima eder. Yani bilinçli farkındalıktan uzak, adeta kontrolden çıkmış bir makine gibi davrandığını.

Sorun, suç işleyen birinin büyük oranda bilinçli olup olmadığının ayrımının nasıl yapılacağı. Thomas’ın durumunda uyku uzmanları karısının ölümünden Thomas’ın kabuslarının sorumlu olduğunu kanıtlayabildiler. Ama başka vakalarda bu ayrımı ortaya koymak çok daha zor.

Direksiyona veya vites değiştirmeye fazla dikkat etmeden uzun süre araba kullanmak epey yaygın. California Üniversitesinden psikoloji profesörü Jonathan Schooler “Aklımızın elimizdeki işten uzaklaşmış olduğunu fark ettiğimizde şaşırıp kalıyoruz” diyor. Fakat eğer dalıp gittiğim bu zamanlarda eylemlerimin bilincinde değilsem, arabayı süren gerçekten “ben” miyim?

Bu soru, başkalarının hayatları söz konusu olduğunda çok daha önemli hale geliyor.

Nisan 1990’da akşam vakti bir ağır vasıta sürücüsü Liverpool yönünde gidiyordu. Tüm o yolu bütün gün hiçbir aksilik olmadan atlatmışken güvenlik şeridinde gitmeye başlamıştı. Yol kenarındaki bir minibüse çarpıp iki adamın ölümüne sebep olmadan önce yaklaşık yarım mil yol almıştı. Dikkatsizce sürüp ölüme sebep olmak suçlamasıyla Worcester Crown Mahkemesine çıkarıldı. Savunmasında bir psikolog uzun ve monoton yolculuklarda bilinçsiz bir şekilde sürmenin mümkün olabileceğini söyledi. Jüri bu bilinç eksikliğinin otomatizme sebep olduğu konusunda yeterince ikna olmuştu.

Bilincin eksik olduğu argümanı bu vakada, uyuyan birininkinde olduğundan daha az kabul edilebilir. Esasında temyiz mahkemesi de otomatizm savunmasının ilk etapta kabul edilebilir olmadığını, çünkü bilinçsiz de olsa sürücünün arabanın kontrolünün bir kısmını elinde tuttuğunu söyledi. Yine de farkında olup kontrolü elinde tutmak ile, farkında olmadan kontrolü elinde tutmak arasındaki gri bölge hukuki açıdan kasıtlı bir eylemi açıklamada oldukça önemli.

Otomatizmi kabul ettiğimizde bilinçli bireyi bilinçsiz bir makineye indirgemiş oluruz. Yine de bilmeliyiz ki, bilinçli olarak planlanmış ya da refleks ve otomatik tüm davranışlarımız nöral mekanizmaların ürünü.

Asırlar boyunca bilim insanları ve mucitler zihnin bir makine olduğu fikri karşısında büyülendiler. 18.yüzyılda İsviçreli bir saat tamircisi olan Henri Maillardet, Automaton olarak isimlendirdiği bir cihaz icat etti. Bir saat motoruna bağlanmış, pirinçten karmaşık bir dizi çarkın bir araya gelmesiyle oluşan bir bebek bir kağıda sihirli bir biçimde sevimli koyun resimleri gibi pastoral manzaralar çiziyordu. Bu ürkütücü biçimde insansı makine; Aydınlanma’nın, yaşamın sırrına erip ona hükmedebilmenin cazibesine nasıl kapıldığını gösterircesine şu an Philadelphia Franklin Enstitüsünde sergilenmekte.

Modern nörobilim Maillardet’in bıraktığı yerden devam ediyor. Hepimiz 85 milyar beyin hücresinin kimyasal ve elektriksel sinyalleri aracılığıyla dünyayı deneyimliyor, kararlar veriyor, hayaller kuruyor ve arkadaşlıklar inşa ediyoruz.

Zihin ve beyin aynı madalyonun iki yüzü. Rahatsız edici olan, bilinçli bir eylemin fiziksel yönünü ortaya çıkardığımızda, bireyi bir insan olarak değil de bir makineymiş gibi ele almamız. Belki de hepimiz birer ‘Automata’yız ve özgür irade ve eylemlerin sorumluluğunu almak gibi kavramlar birer illüzyondan ibaret.

Incognito kitabında sinirbilimci David Eagleman toplumun geleceğin kaygan zemininden aşağı doğru kaymaya hazırlandığını ifade ediyordu. Halihazırda beyin hasarlarının tespit edilebilmesi zanlılar için hoşgörü sağlıyor. Bilim ilerledikçe, ince eleyip sık dokuyan nörobiyoloji analizleri sağolsun, daha fazla suçlu ipe gitmekten kurtuluyor.

“Şu anda yalnızca büyük boyuttaki beyin tümörlerini tespit edebiliyoruz” diyor Eagleman ve ekliyor “ancak önümüzdeki 100 yıl içinde tahmin edilemeyecek kadar küçük ölçekteki mikrosirküler değişikliklerin ilişkili olduğu davranış değişikliklerini tespit edebileceğiz.”

Bu görüşe göre, sorumluluğun mahkeme salonlarında artık yeri yok. Artık insanları eylemleri yüzünden bir yerlere kapatmanın anlamı yok, çünkü davranışları tamamen beyin fonksiyonuna bağlı.

Savunma tarafının bu nörobilimsel bulguları zanlının lehine kullanması elbette kaçınılmaz. Ancak bu çabalara karşı ihtiyatlı olmalıyız. Eğer her davranış ve mental durumun nöral bir temeli varsa -ki kesinlikle öyle olmalı- o zaman yaptığımız her şey beynimizin ürünü olur. Beyin ve davranış arasındaki ilişki “sorumluluk” kavramını mahkeme salonundan dışarı atmaya yetmiyor. Bunun yerine sorumluluk ve karar verme mekanizmaları hakkında yeni bakış açılarına ihtiyacımız var.

Sorumluluk, rasyonel ve fiziksel süreçlerden bağımsız seçim yapan bir birey olmayı gerektirmiyor. Bu uydurmadır. Buna rağmen kriminal davranışlar ve beynin bilinçlilik (ya da bilinçsizlik) durumları arasındaki ilişkiyi göstermek yasal çerçeveyi değiştiriyor. Eninde sonunda bilinçlilik dediğimiz şey yasal olarak niyetin tanımıdır.

70’li yılların başında Psikolog Lawrence Weiskrantz ve Nöropsikolog Elizabeth Warrington, Londra’daki Ulusal Nöroloji ve Nöroşirurji Hastanesi’nde dikkat çekici bir hasta keşfettiler. DB olarak bilinen bu hastanın beynin arka bölgesinde bulunan oksipital loblarında görüş alanının yarısını kaybetmesine sebep olan aktif bir lezyonu vardı. İlginç bir şekilde DB “kör” alanındaki çizgilerin pozisyon ve yönünü tahmin edebiliyordu.

“Kör görüş”e sahip başka hastalarda yapılan sonraki çalışmalar gösteriyor ki, bu yanıtlar normalde oksipital loblardan geçen nöral yolaklardan tamamen farklı bir yol izliyor. Görünen o ki görsel bilinç, görme kusuru olanlarda kısmi olarak siliniyor. Belli bir seviyede, kişi görebilir ama bunun farkında değildir.

Farkındalık ve kontrol ilginç konular ve bilincin kendisini kavramadan bunları anlayamayacağız. Normal, uyanık bir bilincin işleyişi hakkında ne biliyoruz? İpuçları beliriyor.

Collège de France’da deneysel bilişsel psikoloji alanında çalışan profesör Stanislas Dehaene’nin çalışmaları gösteriyor ki bilinçli ve bilinçsiz görüş arasındaki temel farklılık prefrontal korteksin -ki insanlarda çok gelişmiştir- aktivitesi ile ilişkili. Diğer çalışmalara göre, bilinç beyin bölgeleri arasındaki doğru dengedeki bağlantılarla ortaya çıkmaktadır. Bu görüş, “bilgi birleştirme” (information integration) teorisi olarak adlandırılır. Ve bununla bağlantılı olarak anestezinin beyin bölgeleri arasındaki iletişimi bozarak bilinçsizliğe sebep olduğu düşünülüyor.

Hukukta “niyetin” farklı seviyeleri olduğu gibi, laboratuvarda da “farkındalığın” farklı seviyeleri var. Uyanık ve aktif olmasına rağmen, zihniniz başka bir yerde olabilir. Örneğin bir sürücü yoldan çıktığında ya da kitap okuyan bir insan dalıp gittiğinde olan şey budur.

Zihnin dalıp gitmesi konusunda birçok ilginç çalışma yapılmakta. Yapılan bir çalışmada katılımcılar tekrarlayan bir görev esnasında dalıp gittiklerinde, beyinlerinde öntanımlı bağlantıların aktiviteleri artıyor. Öntanımlı bağlantılar, dış çevreden ziyade iç düşüncelere odaklanmış beyin bölgeleridir. İnsanlar alkol etkisindeyken, daha çok gündüz düşü kurma ve daha düşük bir olasılıkla bunun farkına varma eğilimindeler. Bazı çalışmalar dış dünyadan uzaklaşmanın mekanizmalarını ve etkilerini sınıflandırmaya başladı. Bu çalışmaların yardımıyla, ‘mens rea’nın hukuksal bir sınıflandırmasını yapabiliriz ve dikkatsizlik, ihmal, bilinçli taksir ve kasıt gibi hukuksal kavramları daha bilimsel bir şekilde ele alabiliriz.

Bilinç hakkında gittikçe artan bilimsel anlayış günün birinde bazı suçların arkasındaki “niyet” seviyesini belirlemekte bize yardımcı olabilir ve bilinçli kararlar ile bilinçsiz eylemler arasındaki bulanık sınırları berraklaştırmaya yardımcı olabilir. Şu an, her şeye rağmen birçok sorunla yüz yüzeyiz. Bilişsel nörobilimdeki çalışmaların çoğu birçok insanı bir araya toplayarak değerleri ortalamaya dayanıyor. Bir grup insan bize ortalama, tipik bir beyni anlamak için yardımcı olur. Ama bunun anlamı o gruptaki insanların her birinin tipik bir beyne sahip olduğu anlamına gelmez. Bu sorunun üstesinden gelinse bile; uyanıkken sağlam ve normal olan bilincin, suçun işlendiği esnada bozuk olduğu vakalar hakkında hüküm vermemiz mümkün olmayacak.

Yine de, farklı bilinç düzeylerinin ardındaki beyin mekanizmaları, otomatizm kararının merkezini oluşturur. Bilinç olmadığında, otomatizmin devrede olduğunu söylemekte haklıyız. Bunun sebebi bilincin beyinden bağımsız olması değil; bilincin, yüksek ahlaki standartlardaki eylemleri açıklamayan kavram olmasıdır. Bu yaklaşım, Eagleman’ın kaygan düzlemde kayma öngörüsünü engelleyebilir. Sorumluluğu reddetmek yerine, nörobilimin bilinçli farkındalık durumunu deneysel bir zeminde inceleme potansiyeli var. Bu belirli bireylerin suç işlerken rasyonel ve bilinçli bir eylem kapasitesine sahip olup olmadığını daha iyi anlamamızı sağlayacak.

Bazıları, bilinçlilik hali ve istemli hareketler ile ilgili gelişen anlayışın bireysel sorumluluk ve özgür irade kavramlarımızı zayıflatacağından korkuyor. Aslına bakarsanız, içsel nörolojik farkındalık tersi bir etki bırakabilir. Varsayalım ki bilinçlilik halinin altındaki beyin mekanizmalarının günün belli bir zamanında, diyelim ki sabah 7’de bozulmaya yatkın olduğunu keşfettik. Bu keşfe kadar, bu zaman aralığında yapılan hatalar tesadüf olarak değerlendirilebiliyordu. Ama şimdi, bilincin kırılganlığı konusundaki engin bilgimizi kuşanmış olarak, büyük hataların gerçekleşmesi ihtimalini azaltmak için karşıt tedbirler koyabiliriz.

Brian Thomas için, kendi uyku hastalığı konusunda daha fazla bilgilenmesi onun bu sorunu kontrol etmesine olanak sağlayabilirdi. Tatile gittiğinde antidepresan ilaçları almayı bırakmıştı çünkü o ilaçların kendisini iktidarsız yaptığını düşünüyordu. Bu onun karısını boğmasına neden olan gece terörlerine katkıda bulunmuş olabilir.

Artan içgörü, sorumlu davranışlarımıza ilişkin yasalar arasından süzülerek geliyor. Araba sürerken komaya giren bir diyabet hastası, haberdar olunan ve buna rağmen kötü idare edilen diyabetik durumu sonucunda komaya girdiyse bundan sorumludur. Sarhoşken suç işleyen biri, ilk etapta sarhoş olmaktan sorumlu tutulur.

Nörobilim, bilinçsizliğe neden olan faktörleri aydınlatacak. Bilinç ve otomatizma arasındaki sınırı yeniden değerlendirirken, beynin bilinçli ve bilinçsiz haldeki işleyiş düzeylerini de dikkate almamız gerekecek.

Hukuk sistemimiz beden ve aklın dualizmi üzerine kurulu ve bu yüzyıllardır iş görüyordu. Bilim bunu bozmak için şimdiye kadar pek az şey yapmıştı. Ancak nörobilim farklı. Doğrudan insan zihninin işleyiş mekanizmalarını hedef alan çalışmalarıyla, kapasite ve niyet konularında hüküm verme potansiyeline sahip. Bilinç bozukluklarını daha iyi anlamamız, eylemlerimiz üzerindeki kontrolümüzü artırabilir ve automatizma ile ilişkili irrasyonel ve gelişigüzel davranışlardan kendimizi alıkoyabiliriz.

Özgür irade hissini aşındırmaktan öte, nörobilim uyanık yaşamlarımıza daha önce olmadığı kadar sorumluluk yüklememize imkan verebilir.

Makalede bahsi geçen bilimsel araştırmaların kaynaklarına buradan ulaşabilirsiniz: https://elusiveself.wordpress.com/2012/09/26/consciousness-and-the-law/

Çevirenler: Zerin Şengül, Şeref Karabulut

Düzenleyen: Eris İnal

Makale ilk olarak 26 Eylül 2012 tarihinde Aeon‘da yayınlanmış ve NöroBlog ekibi tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Görseller: 1 , 2

NöroBlog’daki konuyla ilgili diğer yazılar nörohukuk etiketinde.

NöroBlog’u Patreon üzerinden desteklemek için: patreon.com/NoroBlog

Nörohukuk: Beyin nasıl ceza veriyor?

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.