Şizofreni, Keyif Almanın Doğasını Aydınlatıyor

Psikolog Ann M. Kring'in aeon'da yayınlanan yazısını NöroBlog okurları için çevirdik.

Şizofreni, en fazla yanlış anlaşılmaya maruz kalmış hastalıklardan biridir. Hastalığın gerçek doğası popüler kültürdeki dağınık bir biçimde homurdanan ya da şiddetli bir biçimde etrafa saldıranların olduğu karikatürlerden çok farklıdır. Aslında şizofreni tanılı insanlardaki saldırgan davranış sıklığı şizofreni tanısı olmayan bireylerden farklı değildir. Şizofreni her cinsiyetten, sosyoekonomik düzeyden, ırktan ve kültürden insanı etkileyebilen ve toplumda yüzde bir sıklığı olan bir hastalıktır. İlaçlar ve psikososyal yaklaşımlarla tedavi edilmektedir, ancak her birey ve her belirti tedavilerden benzer şekilde yararlanmamaktadır.

Şizofreni bizi insan yapan her şeyi bozar: Nasıl düşündüğümüzü, nasıl davrandığımızı ve nasıl hissettiğimizi etkiler. Özellikle de keyif alma duygumuzu bozar.

Keyif almama (anhedoni) şizofreni tanılı bireylerin dörtte üçünde saptanmıştır.  Keyif almama; önceden hoşlanılan etkinlik ve olaylardan keyif almama, önceden tadı sevilen yiyeceklerden tat almama ve arkadaşlarla görüşmeyi eğlenceli bulmamayı kapsar. (Aynı zamanda depresyonun da temel belirtilerinden birisidir.)  Tıbbi açıdan keyif almamanın değerlendirilmesi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından toplumsal olaylar, yeme, çalışma ve hobiler gibi çok sayıda farklı etkinlikten keyif almama ya da hoşlanmama durumunun ayrıntılı sorgulanması ile yapılmaktadır.

Ben California Üniversitesi Duygusal ve Sosyal Etkileşim Laboratuvarı’nda uzun süredir yürüttüğümüz araştırmalarda şizofrenide anhedoninin doğasını araştırmak için duygulanımla ilgili yöntemleri, teorileri ve ölçümleri bir arada kullandım.

Keyif alma duygusu ancak çok yöntemli ve kapsamlı bir değerlendirme ile anlaşılabilir. Duygusal yanıtlar yüz ifadeleri, kişinin kendi his ve yaşantılarıyla ilgili bildirimleri, beyindeki değişiklikler ve diğer vücut yanıtları ile değerlendirilmektedir. Laboratuvarda şizofreni tanılı bireyler film, fotoğraf, yemekler gibi duygusal uyarıcıların gösterilmesi ya da hayatları üzerine konuşulması esnasında bu yöntemlerle değerlendirilmiştir.

Peki düşünce bozuklukları olduğu halde şizofreni tanılı bireylerin keyif alma duygusuna güvenilebilir mi? Evet. Şizofreni tanılı bireyler de duygularını tanımlarken aynı iki boyutu kullanırlar: Değer, yani bir duygunun ne ölçüde hoşnutluk verici olduğu. Uyarılma, yani bir duygunun ne ölçüde uyarıcı ya da sakinleştirici olduğu. Örneğin heyecan duygusu, uyarıcılığı yüksek ve hoşnutluk verici bir duygu iken; huzur uyarıcılığı düşük ama hoşnutluk verici bir duygudur. Sıkılma ise uyarıcılığı düşük olan bir olumsuz duygu örneğidir.

Şizofreni tanılı bireyler, kullanılan ilaçlardan bağımsız olarak, anlık duygusal uyaranlara sağlıklı kişilerdekine benzer ya da hafifçe azalmış bir biçimde hoşnutluk yanıtı vermektedir.

Ancak keyif yalnızca hoşlantı duyulan bir anı deneyimlemek demek değildir. Keyif aynı zamanda “beklentiyi” de içerir. Beklenti kişinin şimdiki ve gelecekteki kendiliği arasında bir bağlantıdır. Bu çok önemli bir ayrımdır. Keyif yalnızca anlık tüketimsel bir deneyim değildir, aynı zamanda gelecekteki olası keyif verici etkinliklerin planlanmasını ve hatta beklentinin kendisinin tek başına verdiği keyfi de kapsar.

Şizofrenide bu ayrım daha berrak hale gelir. Şizofreni tanılı bireyler gelecekteki keyif verici etkinlikleri tahmin etmede ya da gelecek etkinliklerle ilgili keyif beklentisi içerisinde olmada yetersizlik gösterirler. Bu durum da bu bireylerin keyif verici etkinlikler için bir arayışta olmaması ile sonuçlanır.

Gelecekteki etkinliklerle ilgili keyif beklentisi içerisinde olabilmek; hayal etme, yansıtma, geçmiş deneyimleri inceleme, imge oluşturma, bir duygulanım hali içerisinde olma gibi birçok bilişsel becerinin birlikte çalışması sonucunda sağlanabilir.

Nereye tatile gideceğimizi planladığımızı düşünün. ABD’de bir ulusal parka gitmeyi planlarsak aklımıza önce Yellowstone Milli Parkı’na olan ziyaretimiz gelebilir. Bu da bize bu gezinin rahatlatıcı ve keyifli olacağını, doğal ortamları ve vahşi yaşamı görme olanağı sağlayacağını belirtir. Bu tahminle birlikte, hemen o anda keyif almaya başlarsınız. Bu beklentisel keyif motivasyon sistemlerinizi harekete geçirir. Böylece tatil rezervasyonlarınızı yaparsınız (yakınlaşma davranışı). Ve tatile gittiğinizde de beklediğiniz gibi anlık keyif alırsınız. Daha sonra bu hafızanıza kaydedilir ve yeniden benzer bir durum söz konusu olduğunda aynı motivasyon süreçlerini harekete geçirir.

Beklentiye bağlı keyif alma ile ilişkili fiziksel/duysal deneyimler “Keyif Almanın Zamansal Deneyimi Ölçeği” denilen ve birey tarafından doldurulan bir ölçekle değerlendirilebilir. Bu ölçekte farklı fiziksel hazlar açısından (örneğin yemek yeme gibi) hem anlık hem beklentisel keyif almayı değerlendiren maddeler bulunmaktadır (“Favori yiyeceğimi düşündüğümde,  ne kadar lezzetli olduğunu dilimde hissediyorum.” gibi).

Şizofreni tanılı bireyler bu ölçeğin beklentisel keyifle ilgili maddelerinden düşük puan alırlar. Ama genellikle anlık (tüketimsel) keyifle ilgili maddeler açısından belirgin bir fark bulunmaz. Bu bulgu aynı zamanda şizofreni tanılı bireylerde hastalığın erken ve geç dönemlerinin yanı sıra hastalık gelişmeden önceki dönemde bile saptanmıştır. Dahası farklı ülkeler ve kültürlerde benzer bulgulara ulaşılmıştır.

Keyif alma aynı zamanda nörobilim yöntemleri ile de değerlendirilebilir. Bu amaçla özellikle motivasyonla ilişkili süreç ve beyin ağlarının incelenmesi önerilmektedir. Motivasyon süreci; gerçekleşmesi istenen hoşnutluk verici bir sonuca (ödül) ulaşmak için ne kadar çaba gerektiği ve bu sonucun nasıl elde edileceğinin planlanması ile bu sonuca ulaşmak için gereken davranışsal yanıtları kapsayan hesaplama içerir.

Bu nörobilim yaklaşımı ile şizofreni tanılı bireylerde keyif alma değerlendirildiğinde çok önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Şizofreni tanılı bireyler hem getirileri (ödül etkisini) ve bu getirilere ulaşmak için gereken çabayı hesaplamada, hem de ödüllere ulaşmak için çaba sergilemede kontrol grubundaki bireylere göre yetersiz performans göstermiştir.

Aynı zamanda fenomenolojik deneyimi, yani kişinin nasıl hissettiğini doğrudan sormak da önemlidir. Hiçbir beyin aktivitesi, yüz ifadesi ya da beden yanıtı doğrudan bir duygunun değerlendirmesi değildir. Araştırmalarım şizofreni tanılı bireylerin duygularını ifade etmede başarılı olduğunu göstermiştir. Böylelikle bunun aksini öne süren mitler ve yanlış algıları da ortadan kaldırmışlardır. Güncel sinirbilim araştırmaları bu durumu düşünce, duygu ve algı ile ilgili bağımsız beyin ağları olması ile açıklamaktadır.

Sonuç olarak, şizofrenide keyif almama ya da azalmış keyif alma durumu özellikle gelecekteki olaylarla ilişkili beklentisel keyif almada gözlenmiştir. Şizofreni tanılı bireyler bu tanıya sahip olmayan kişilere göre gelecekteki olaylara yönelik daha az keyif beklentisi içerisindedir ve bu nedenle bu olaylar akla geldiğinde sıklıkla bir keyif alma duygusu oluşturmaz. Ancak keyif verici etkinliklerin yapılması esnasındaki anlık keyif alma açısından belirgin bir farklılık gözlenmemektedir.

Bu durum keyif almanın tek bir sürece bağlı olmadığını, farklı bilişsel, duygusal ve motivasyonel süreçlerin bileşimi olduğunu ve bu süreçlerden herhangi birisindeki bozulmanın keyif almada azalma ile sonuçlanabileceğini göstermektedir.

Çeviren: Ahmet Zihni Soyata
Düzenleyen: Onur Arpat

Ann M. Kring tarafından yazılan yazı ilk olarak 17 Ekim 2018 tarihinde Aeon‘da yayınlanmış olup NöroBlog’un Aeon’dan aldığı kullanım izniyle Türkçeleştirilerek yayınlanmıştır. Bold yazılan yerler çeviri editörü tarafından yapılan vurgulardır.

NöroBlog’u Patreon üzerinden desteklemek için: patreon.com/NoroBlog

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.