Yemek Bağımlılığı Gerçek Bir Hastalık mı?


Etrafımız leziz yiyecek yığınlarıyla çevrilmiş durumda. Gelişmekte olan dünyada yemek programları televizyonlarımızı dolduruyor, akıştaki videolar yağlı burgerlerin ve karşı konulmaz çikolataların reklamını gösteriyor. Yiyeceklere olan bağımlılığımız o denli güçlü ki, dünyadaki 35 yaş üstü insanların üçte birini etkileyen obeziteyi, 30 yılı aşkın süredir herhangi bir ülke azaltmayı başaramadı.

Bağımlılık Neye Benzer?

Madde bağımlılığı; olumsuz sonuçlara rağmen süren kompülsif madde arayışı ile karakterize, kronik olarak nükseden bir rahatsızlıktır. Tolerans, aşerme ve yoksunluk sıklıkla görülür. Bağımlılığın temelindeki faktörler, sosyal izolasyondan genetik yatkınlıklara dek çeşitlilik gösterse de; bunların yanı sıra kişinin bağımlılığı bırakmasını zorlaştıran birtakım nörobiyolojik değişiklikleri de içerir.

Yiyecek bağımlılığı bu tanıma uyuyor gibi, çünkü yiyecek bağımlılığına sahip insanlar madde bağımlılığı olan kişilerin yaptığı pek çok davranışı gerçekleştiriyor. Örneğin düşündüklerinden fazlasını yiyebiliyor, çalışmak veya sosyalleşmek yerine yemek yiyerek vakit geçiriyor veya şeker ve yağ bakımından zengin yiyecekleri yemeyi bıraktıklarında gergin veya huzursuz hissedebiliyorlar. Sıklıkla bu yiyecekleri yemeyi kesmeyi deneseler dahi kendilerini kompülsif biçimde yeniden yerken bulma ihtimalleri yüksek. Bu sebeple yiyecek bağımlılığı olan bireylerin aşırı kilolu veya obez olma ihtimalinin yüksek oluşu pek de şaşırtıcı değil.

Bağımlılığa Koşullanmışlık

Pek çok bilimci farklı maddelere bağımlılığın, hatta yiyeceklerin bile onları büyük ölçüde benzer kılan ortak bir öğrenim veya koşullanım sürecine sahip olduğunu söylüyor. Klasik koşullanmada, Pavlov’un köpeği ile örneklendiği üzere bir resim veya ses gibi sıradan bir uyaran, çeşitli maddeler veya yemek gibi ödüllendirici bir şeyin hemen öncesinde belirir. Belirli bir zaman sonra görüntü veya ses ödülle ilişkilendirilir ve kendi başına tepki oluşturabilir. Bilim insanları hayvanlar için basit uyaranlar kullanır: Zil, belirli bir nota veya yanıp sönen ışıklar gibi. İnsanlar içinse pazarlama ekipleri ürün logolarını özenle tasarlar ve ünlüleri reklamlarında oynatırlar. Zamanla markalarla yiyecekleri eşleştirmeye ve reklam müziklerinin arzularımızı kendi başlarına yönlendirmesine izin veririz.

Edimsel (operant) koşullanma işleri klasik koşullanmadan bir adım öteye taşır. İnsanlar genellikle yiyeceği direkt olarak almazlar, öncelikle bunun için nakit veya kredi kartı gibi şeylerle ödeme yapmamız gerekir. Laboratuvarda hayvanlar da “ödeme” yapmak zorunda kalabilir. Örneğin bir pedala basarak, şekerli veya alkol damlatılmış suya erişebilirler. Edimsel koşullanma kullanılan bağımlılık çalışmalarında genellikle nüksetmeyi modelleyen deneysel bir yöntem izlenir. İlk eğitim fazında fare, ödülü almak için pedala nasıl basması gerektiğini öğrenir. Bir sonraki adımda fare pedala ne kadar basarsa bassın ödüle erişemez. Bilimcilerin sönme (extinction) dediği bu ikinci evrede fare pedala basmaktan vazgeçmeyi öğrenir. Sönme evresi madde bağımlılığı olan insanların psikoterapi evresiyle benzeşir, her ikisi de ödül/madde arayışı davranışını bastırmaya yarar. Ancak farelere bir hatırlatıcı gösterildiğinde veya ödül verilen bağlama yeniden götürüldüklerinde pedala yeniden basarlar. Pek çok bağımlının rehabilitasyon sonrası yeniden eski alışkanlıklarına dönmeleri gibi.

Yiyecek Bağımlılığı Farklıdır

Bol peynirli bir pizza veya çikolatalı kek için bağımlılık yapıcı demek kolaydır. Ancak bunlar beyni bağımlılık verici alkol veya eroin benzeri maddelerin uyardığı şekilde uyarmaz ve aynı beyin bölgelerini de uyarmazlar. Bir hatırlatıcıyı, bizi götürdüğü şeyin kokain veya kek olması fark etmeksizin takip etmeyi öğrenebiliriz; fakat beynimizin bölgeleri farklı şekillerde veya farklı nörotransmitterler aracılığı ile uyarılır.

Bu kesinlikle yiyeceklerin bağımlılık yapmadığını ya da sık ve kompülsif yeme davranışının sizin için kötü olmadığı anlamına gelmiyor. Bu, beynimizin yiyecekleri ve bağımlılık yapıcı maddeleri farklı gördüğünü ifade ediyor ve herhangi bir tedavi yöntemi bunu göz önünde bulundurmalı. İştah ve bağımlılığın sinirbilimini anlamamız oldukça önemli, bu şekilde 30 yıl sonra hem madde bağımlılığı hem de obezite adına anlatacak bir başarı hikayemiz olabilir.

Çeviren: Eris İnal

Düzenleyen: Oğuzhan Acet

Yazı ilk olarak 4 Nisan 2019 tarihinde Knowing Neurons sitesinde İngilizce olarak yayınlanmış olup NöroBlog’un Knowing Neurons ile gerçekleştirdiği işbirliği ile Türkçe diline çevrilmiş ve yayınlanmıştır.

NöroBlog’u Patreon üzerinden desteklemek için: http://patreon.com/NoroBlog


Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.