Karbonhidratlardan Kaçınmak Epilepsi Nöbetlerini Azaltıyor Mu?

Hepimiz hayatımız boyunca en az bir kez diyet yapmış veya diyet yapmak hakkında konuşmuşuzdur. Pek çok meşhur diyetin ismi dönem dönem televizyonlarda, internette ve sosyal çevrelerde gündem olmuş ve yerini bir diğer diyete bırakmıştır. Peki neden diyet konusu bu kadar önemli?

Yemek hakkında bu denli konuşuyor oluşumuzun en büyük sebeplerinden biri, sağlıklı yaşam kavramı. Çünkü yediğimiz her şey, sindirildikten sonra kana karışarak vücudumuzun çeşitli bölgelerine dağılmakta ve hücrelerin enerji ihtiyacına cevap vermekte. Yemeklerden sağladığımız bu enerjiye en çok ihtiyaç duyan organlardan biri de beynimiz. Dolayısıyla sağlıklı bir beslenme düzeni beynimizi en çok etkileyen unsurlardan biri. Geçtiğimiz yıllarda obezitenin Alzheimer riskiyle ilişkisi ortaya kondu ve yapılan buna benzer daha birçok araştırmayla birlikte, şekerli ve yapay gıdaların zararları giderek yalnızca bir görüntü ve kilo sorunu olmaktan çıkarak sağlığın kendisiyle ilişkilendirilmeye başlandı. Karbonhidrat ve şeker alımını en çok kısıtlayan diyetlerden biri olan ketojenik diyet de sinirbilim alanında en çok konuşulan beslenme düzenlerinden biri.

Ketojenik diyetin tarihi 1920’li yıllara uzanıyor. Temel olarak karbonhidrat alımını minimize eden, proteinin gelişimi engellemeyecek düzeyde tutulduğu ve yağların temel enerji kaynağı olarak yüksek miktarlarda tüketildiği bir diyet. Normalde vücudun birincil enerji kaynağı glikozken bu diyette metabolizma, yağ asitlerini kullanmaya başlar ve sindirim esnasında keton cisimleri dediğimiz asetoasetat, β-hidroksibütirat ve aseton ortaya çıkar. Aslında keton cisimleri, özellikle de asetoasetat, doğum sonrası erken dönemde nöral lipidlerin oluşumu için önemlidir ve birincil enerji verici olarak kullanılır, yani beynimizin yabancı olduğu bir enerji kaynağı değil. Tüm bunlar; üretilen maddeler, hücre içi enerji sistemleri, mitokondrilerin çalışması yalnızca ketojenik diyetin uygulanabilirliği ve tabi ki kilo vermemize yardımcı oluşu ile ilişkili değil. Ketojenik diyet aslında epilepsi için bir tedavi yöntemi olarak da kullanılıyor.

1920’li yılların başlarında, epilepsi fenobarbital ve bromür ile tedavi ediliyordu ancak iki ilacın da yan etkileri arasında ciddi bir uyuşukluk vardı ve nöbetleri kontrol altında tutmak konusunda neredeyse tamamen etkisizlerdi. Hugh Conklin isimli bir osteopat-fizyoterapist, herhangi bir gerekçe veya kanıt göstermeksizin epilepsiye sebep olan şeyin, beynin bağırsaklardan gelen maddelerce zehirlenmesi olduğunu iddia etti. Dolayısıyla bağırsakları tamamen dinlenmeye bırakmanın bu zehirlenmeden kurtulmayı sağlayacağını düşündü ve “fasting” veya “su tedavisi” diye adlandırdığı yöntemi geliştirdi. Bu tedavi için epileptik çocuklara 25 güne dek uzayan süreler boyunca su harici hiçbir şey vermedi. 1922 yılında yüksek iyileşme oranları olduğunu belirtti, çocukların büyük bir kısmı uzun süreler boyunca nöbetlerden kurtulmuştu. Bu olay klinik ve akademik bir araştırma sürecini başlattı, fasting sürecinin metabolik etkilerini, yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmalarını çözmek üzere bilim insanları işe koyuldu.

Ketojenik diyetin popülerliği 1938 yılında geliştirilen Dilantin isimli ilaca dek sürdü. Dilantin’in ortaya çıkışından sonra araştırmalar daha çok ilaç üretmeye yöneltildi, ketojenik diyet ise çok katı ve zor bir sistem olarak görülerek bir kenara bırakıldı.

Yeniden gündeme gelişi ise Jim Abrahams isimli bir Hollywood yapımcısı sayesinde oldu. Oğlu epilepsi hastasıydı ve nöbetleri kontrol edilemez durumdaydı. Diyet hakkında okuduktan sonra oğlu Charlie’yi Johns Hopkins Hastanesi’ne götürdü ve diyete başladıktan sonra Charlie’nin nöbetleri tamamen kesildi. Bu durumdan diğer ailelerin de haberdar olmasını isteyen Jim, Charlie Foundation’ı kurarak bir film çekti ve bir kitap yayımladı. Daha sonra NBC’nin çıkardığı televizyon programı ve Jim’in yapımcılığını üstlendiği “First, Do Not Harm” ile birlikte ketojenik diyet eskisinden bile daha çok ilgi çeken bir başlık haline geldi.

Diyetin ardındaki mekanizma ne?

Ketojenik diyetin mekanizması henüz tam olarak çözülmüş olmasa da epilepsi konusundaki başarısının, keton cisimleri veya hücre içi artan mitokondrilerle ilgili olabileceği düşünülüyor.

Keton asitlerinden asetoasetat ve β-hidroksibütirat, aspartat denilen bir maddenin oluşumunu azaltıyor. Aspartat, glutamat nörotransmitterinin, GABA isimli inhibe edici özellikteki bir başka nörotransmittere dönüşümünü engeller. Yani aspartat miktarındaki düşüş dolaylı olarak GABA üretimine yardımcı oluyor olabilir. Buna kanıt olarak, Yudkoff ve çalışma arkadaşlarının 1997, 2001 ve 2008 yıllarına ait farklı çalışmalarında ketojenik diyet uygulanan farelerin beyninde glutamatın önce glutamine dönüştürüldüğü ve hücre içine alındıktan sonra GABA’ya dönüşerek nöral inhibisyonu artırdığı gözlemlenmiş.

Ne var ki, bu konuda da birbirini tutmayan veriler mevcut. Alternatif olarak sunulan teorilerden biri de, mitokondri sayısındaki artışla beraber nöronların metabolik değişimlere daha dirençli hale gelmesi. Bir diğer yaklaşım, nöronlardaki ATP’ye duyarlı potasyum kanallarının aktive olması ile ilgili. Bu kanallar metabolizma ve nöral uyarım arasındaki bağlantı için birer aday olarak görülüyor.

Besinlerin beynimizi nasıl etkilediği hala tartışılan ve oldukça detaylı bir konu. Ketojenik diyet, epilepsi hastaları, bazı Parkinson ve Alzheimer vakaları ve birtakım tümörler konusunda umut vaat edici sonuçlar gösterse de henüz işleyişinden ve istikrarından emin olamadığımız bir çözüm. Şimdilik tüm bu araştırmalar bize, yediklerimizin birer parçamız haline geldiğini ve bedenimize saygı duyduğumuz ölçüde de iyi beslenmemiz gerektiğini anımsatıyor.

Yazan:  Eris İnal
Düzenleyen: Oğuzhan Acet

NöroBlog’u Patreon üzerinden desteklemek için: patreon.com/NoroBlog

Kaynaklar

Makale :NIH Public Access- The ketogenic diet: metabolic influences on brain excitability and epilepsy

Makale : Journal of Neurochemistry – Ketone bodies in epilepsy

Makale : The International Journal of Biochemistry & Cell Biology- Mitochondria: The ketogenic diet—A metabolism-based therapy

Makale:Pediatrics – The Ketogenic Diet: One Decade Later

Makale :NIH Public Access – Neuroprotective and disease-modifying effects of the ketogenic diet

Ketojenik Diyet ile Bilişsel İşlevler Arasındaki İlişki Aydınlatılıyor

Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.