Depresyonda İştah Değişimi: İştah Artar mı Azalır mı?

Okuma Süresi 5 Dakika

Depresyon, bazı bireylerde iştah kaybına neden olurken bazı bireylerde daha fazla yemeye yol açıyor. Bunun nedenini açıklayan az sayıda araştırma var. Ancak bunu araştırmak, depresyonun altında yatan çeşitli mekanizmaların aydınlatılmasında ve tedavilerin kişiselleştirilmesinde etkili olabilir.

Majör Depresif Bozukluk Nedir?

Majör depresif bozukluk; beyindeki fiziksel ve kimyasal düzenin bozulması sonucu bireylerde duygu, düşünce ve davranış ile ilgili belirtiler vererek kendini gösterir. Majör depresif bozukluk, depresyonun temel biçimidir ve tekrarlayan depresif dönemler ile karakterizedir. Depresif dönem tanısı için de depresif ruh hali veya anhedoni (haz yitimi) mevcut olmalıdır. Anhedoni ve depresif ruh hali majör depresyona daha özgüdür. Yorgunluk, iştahsızlık ve uykusuzluk gibi nörovejetatif semptomlar, diğer tıbbi hastalıklarda da çok yaygındır.

Uzmanlar, majör depresyon tanısı koymak için Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ndan (DSM) yararlanır. Kriterlere göre, aşağıdaki semptomlardan en az birinin temel bir semptom olması koşulu ile bireyin 2 haftalık süre boyunca hemen hemen her gün beş veya daha fazla semptom göstermesi gerekir:

  • Depresif ruh hali
  • İlginin azalması ve haz yitimi
  • Kendini değersiz ve suçlu hissetme
  • Yineleyen intihar düşünceleri
  • Halsizlik ve enerji kaybı
  • Uyku alışkanlığında değişme (Çok ya da az uyuma)
  • İştah veya kiloda değişme (İştah/kilo artışı ya da iştah/kilo kaybı)
  • Konsantre olamama ve kararsızlık
  • Düşüncede yavaşlama ve fiziksel harekette azalma

İştah Nasıl Düzenlenir?

Besin alımı çok basit gibi görünse de aslında birçok mekanizmanın rol oynadığı karmaşık bir davranıştır. Çok sayıda hormon ve nöron açlık ve toklukta rol oynar. Beslenme, metabolik ihtiyaçlarımızı karşılamak için kullandığımız enerjinin üretimi için gereklidir. Ancak yiyecekler, iştahı metabolik ihtiyaçların ötesine taşıyan haz verici bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle beslenme, “homeostatik” ve “homeostatik olmayan beslenme” olarak iki alt başlığa ayrılır. Homeostatik beslenme, metabolizma için gerekli enerjinin sağlanmasıyla ilgilidir. Homeostatik olmayan beslenme ise lezzetli yiyeceklerin güçlü görsel, koku ve tat nitelikleri sayesinde beyindeki ödül sistemini etkinleştirmesi ile bağlantılıdır.

Homeostatik olmayan beslenme büyük ölçüde homeostatik süreçler tarafından kontrol edilir. Tersine, yiyecekler beynin zevk ile ilişkili ödül merkezine tokluğu geçersiz kılan ve besin alımını teşvik eden sinyaller de yollayabilir.

Enerji dengesi, beynin vücudumuzdaki enerji depolarının durumunu bilme ve enerji üretimi ve harcanmasını doğru şekilde ayarlayabilmesini gerektirir. Beslenmenin homeostatik düzenlenmesinde görevli nöronlar esas olarak hipotalamus ve beyin sapında bulunur. Limbik sistemdeki nöronal devreler ise beslenmenin ödüllendirici yönüne aracılık eder. Ödül mekanizmasında bize haz veren dopamin nörotransmitteri anahtar rol oynar. Ventral tegmentum’daki dopamin üreten nöronlar, akson liflerini akumben çekirdeğe uzatır. Akumben çekirdek ise salıverdiği dopamin miktarına göre uyaranlara değer biçer. Buradaki uyaranlar ise lezzetli yiyecekler! Lezzetli yiyeceklerin, artık psikostimülan olmayan kötüye kullanım ilaçları ile aynı ödül yollarını paylaştığı biliniyor. Dahası, şekerin, kendi başına bağımlılık yapan maddelerin birçok özelliğini paylaşabileceği kanıtlandı.

Kaynak: Yu, J. H., & Kim, M.-S. (2012). Molecular Mechanisms of Appetite Regulation. Diabetes & Metabolism Journal, 36(6), 391. doi:10.4093/dmj.2012.36.6.391

Bağırsak, özellikle besin alımının kısa süreli düzenlenmesinde rol oynar. Besinlerin ince bağırsağa girişi, öğün boyutunun küçültülmesi ve besin alımının sonlandırılması için gerekli sinyalleri veren peptitlerin salınmasını uyarır. Örneğin, bağırsaktan salınan kolesistokinin doğrudan damar yoluyla verilmesi insanlarda ve sıçanlarda yemek boyutunu ve süresini azaltır ve günlük toplam besin alımını etkiler.

Diğer dokulardan salınan bazı hormonlar ise enerji dengesi üzerinde uzun süreli etki yaratır. Birbirleriyle zıt etkiye sahip ghrelin ve leptin, beyinde iştah ve tokluk sinyallerinde etkili iki önemli hormondur. “Açlık hormonu” olarak bilinen ghrelin, esas olarak midede üretilir ve iştah arttırıcı bir etkisi vardır. Ghrelin seviyeleri yemekten önce yükselir, sonra düşer. Ghrelin metabolik gereksinimin ötesinde yeme dürtüsüne ve lezzetli yiyeceklerin tüketilmesine de katkıda bulunur. Vücudumuzdaki yüksek ghrelin seviyeleri, beyindeki dopamin artışı ile ilişkilendirilmektedir. Yapılan bir beyin görüntüleme çalışması, insanlara dışarıdan ghrelin verilmesinin, lezzetli yiyecek fotoğraflarına karşı, beyindeki ödül devresinin etkinliğini arttırdığını gösterdi. Ayrıca başka bir çalışmaya göre de sıçanlara ghrelin verildikten sonra sıçanların yağca zengin besinleri tercih ettikleri görüldü.

Ghrelin ile zıt etkilere sahip olan leptin, yağ dokusundan salınır ve doygunluk hissine neden olur. Obez bireylerde ilginç bir şekilde yüksek leptin seviyeleri görülür. Buna rağmen obez bireylerde yeme dürtüsünün baskılanamaması, yüksek leptin seviyelerine rağmen azalmış leptin duyarlılığı ile karakterize leptin direnci ile açıklanabilir. Leptin direnci, obezite ve majör depresif bozukluğu atipik özelliklerle birleştiren temel mekanizmayı açıklayabilir.

İnsülin, yemekten sonra pankreas hücrelerinden salgılanır ve beyne taşınarak iştah azaltıcı sinyal iletir. Farelerde nörona özgü insülin reseptörlerinin silinmesinin obeziteye neden olduğu bulunmuştur.

Depresyonda İştah Değişiklikleri

Yiyecek alımı ve yiyecek seçimi stresle nasıl başa çıktığımızla yakından bağlantılıdır.
Majör depresyonu olan hastaların yaklaşık %48’inde depresyonla ilişkili iştah azalması, yaklaşık %35’inde depresyonla ilişkili iştah artışı görülür. Ancak atipik özellik olarak adlandırılan iştah artışı ve kilo alımının, giderek artan bir şekilde majör depresyonun tipik bir özelliği olarak tanımlandığına dair göstergeler de vardır. Atipik ve tipik özelliklerdeki bu değişime, duygusal sıkıntı içinde olan insanların, çevredeki yağ ve şeker oranı yüksek gıdalara daha kolay ulaşabilmesi neden gösterilmektedir. Yemek bağımlılığı da depresif ruh hali ile ilişkilendirilmektedir. Majör depresyonda klinik semptomlar kişiden kişiye oldukça değişkenlik göstermektedir. Bu da semptomların oluşmasında farklı nöropsikolojik, hormonal ve metabolik mekanizmalar olduğunu düşündürmektedir.

Simmons ve arkadaşları yaptıkları çalışmada iştah artışı ve azalması olan majör depresif bozukluk hastaları için farklı değişim modelleri ortaya koydu:

Kaynak: Simmons, W. K., Burrows, K., Avery, J. A., Kerr, K. L., Taylor, A., Bodurka, J., … Drevets, W. C. (2018). Appetite changes reveal depression subgroups with distinct endocrine, metabolic, and immune states. Molecular Psychiatry.

İştah azalması yaşayan depresif katılımcılarda, böbrek üstü bezlerinden salınan kortizol yani stres hormonunun seviyesinin artması,yiyeceklere karşı daha düşük ön striatum tepkilerine neden olmaktadır. Ön striatumda “keyif merkezi” olarak bilinen akumben çekirdek bulunur ve yemek yemenin verdiği zevk ile bağlantılıdır. Ön striatumun artan kortizol seviyeleri sonrası etkinliğinin azalması, yiyeceklerden alınan haz duygusunu azaltarak iştah kaybına neden olduğu düşünülmektedir.

Depresif katılımcılarda iştah artışının, artmış sistemik inflamasyon ile ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Sitokinlerin artan seviyeleri, artmış sistemik inflamasyona neden olmaktadır. Sitokinler, kan-beyin bariyerini geçerek beyne leptin girişini engeller ve leptine duyarlı hipotalamustaki nöronlarda hücre içi sinyalleşmeyi bozarak leptin direncini arttırır. Bu da vücudumuzun birincil doygunluk hissini veren sinyal yollarından birini ortadan kaldırır. Aynı zamanda sitokinler, periferik vücut dokularında insülin sinyalini bozar ve insülinin hücre reseptörlerine bağlanması üzerine glukozu hücreye taşıyan faktörlerin azalmasına neden olur. Bunun sonucunda da hücre içine yeterli miktarda glukoz alınamaz ve metabolizma için gerekli enerji üretilemez. Beyindeki insula adlı bölge vücudun homeostatik enerji ihtiyaçlarını izlemede etkilidir. İnsulaya iç organlardan gelen enerji eksikliği bilgisi, besin alımı için daha geniş beyin alanlarına sinyal gönderilmesine neden olur.

Başka bir çalışmaya göre ise ventral medial prefrontal korteks ve insula arasında güçlü fonksiyonel bağlantıya sahip bireyler, fotoğraflarda gösterilen yiyecekleri yemenin daha hoş olacağını söyleme eğilimindeler. Ayrıca, ventral medial prefrontal korteks, ön striatum ile güçlü anatomik bağlantıya sahiptir. Yani, ventral medial prefrontal korteks, yiyeceklerin homeostatik ve homeostatik olmayan bilgilerinin bir araya getirilip değerlendirilmesinde görev almaktadır.

Özetle; depresyonda iştah, bireyler arasında farklılık göstermektedir. Bu da depresyona yol açan farklı nedenler olduğunu düşündürmektedir. Depresyonda ghrelin, leptin ve insülin gibi hormonların değişiklik göstermesinin, depresyonda iştah artış ve azalışı açıklayan nedenlerden biri olduğu ileri sürülüyor. Aynı zamanda iştahta depresyonla ilişkili artışlar, beyindeki ödül devresinin yoğun etkinliği ile bağlantılıyken iştah kaybı, vücudun fizyolojik durumunu algılanmasında rol oynayan insular bölgenin etkinliğinin azalması ile bağlantılıdır. Bu bölgeler arasındaki etkileşimler, depresyonla ilişkili iştah değişikliklerinde bireysel farklılıklara katkıda bulunabilir.

Yazan: Belemir Uzun

Düzenleyen: Oğuzhan Acet

Kaynaklar:

1- Simmons, W. K., Burrows, K., Avery, J. A., Kerr, K. L., Taylor, A., Bodurka, J., … Drevets, W. C. (2018). Appetite changes reveal depression subgroups with distinct endocrine, metabolic, and immune states. Molecular Psychiatry. doi:10.1038/s41380–018–0093–6

2- Simmons, W. K., Burrows, K., Avery, J. A., Kerr, K. L., Bodurka, J., Savage, C. R., & Drevets, W. C. (2016). Depression-Related Increases and Decreases in Appetite: Dissociable Patterns of Aberrant Activity in Reward and Interoceptive Neurocircuitry. American Journal of Psychiatry, 173(4), 418–428. doi:10.1176/appi.ajp.2015.15020162

3- Ahima, R. S., & Antwi, D. A. (2008). Brain Regulation of Appetite and Satiety. Endocrinology and Metabolism Clinics of North America, 37(4), 811–823. doi:10.1016/j.ecl.2008.08.005

4- Yu, J. H., & Kim, M.-S. (2012). Molecular Mechanisms of Appetite Regulation. Diabetes & Metabolism Journal, 36(6), 391. doi:10.4093/dmj.2012.36.6.391 

5- Howick, K., Griffin, B., Cryan, J., & Schellekens, H. (2017). From Belly to Brain: Targeting the Ghrelin Receptor in Appetite and Food Intake Regulation. International Journal of Molecular Sciences, 18(2), 273. doi:10.3390/ijms18020273

6- Mills, J. G., Thomas, S. J., Larkin, T. A., Pai, N. B., & Deng, C. (2018). Problematic eating behaviours, changes in appetite, and weight gain in Major Depressive Disorder: The role of leptin. Journal of Affective Disorders, 240, 137–145. doi:10.1016/j.jad.2018.07.069

7- Malhi, G. S., & Mann, J. J. (2018). Depression. The Lancet. doi:10.1016/s0140–6736(18)31948–2

Depresyon: Moleküler Mekanizmalardan Tedaviye

NöroBlog’u Patreon üzerinden desteklemek için: http://patreon.com/NoroBlog