Büyük Düşünce Deneyi – Bölüm 3: Algernon’a Çiçekler

Bu serinin 2. bölümünde filmi Stanley Kubrick tarafından yönetilen Arthur C. Clark’ın 2001: Bir Uzay Destanı romanı bağlamında yapay zekayı ele aldık. Uzay Destanı’nda zeka amaca ulaşmak için bir araç yerine kendi içinde bir amaç olarak görülür. Daniel Keyes tarafından romana dönüştürülmeden önce kısa bir hikaye olan Algernon’a Çiçekler, bu hipotezi sorgularken bir kişinin zekasını manipüle etmenin etik sonuçlarını da göz önünde bulundurur.

Bir Sinirbilim Belgeseli: Take Your Pills

Bir Sinirbilim Belgeseli: Take Your Pills "Üniversite sınavına gireceğiniz gün sıkı bir kahvaltı yapın ve bir bardak kahve için" ya da "bilişsel performansınızı artıran şu meşhur ilaçlardan bir tanesini ağzınıza atın" bitsin. Bu iki seçenek arasında etik açıdan fark nedir? Amfetaminler henüz 1800'lü yılların sonunda kimyasal olarak sentezlendiklerinde farmakoloji alanında kendilerine bir yer edinecekleri biliniyordu. Bu ilaçları kullanan ilk insanların deneyimleri oldukça etkileyici bir şekilde dokümente edilmişti. Bu ilaçlar onları kullananları "daha güçlü" hissettiriyordu, insanların bir konuya odaklanıp kendilerine verilen görevi bitirmelerine yardımcı oluyorlardı.

Bebekler konuşmayı nasıl öğrenir?

Dil: Diğer Kişilerle Olan Bağlantımız Başkaları ile iletişim kuramadığınızı hayal edin. Dil hayatımızın en önemli parçalarından ve üzerinde akademik çalışma yapılan en eski konulardan biri. Dilbilim tarihinde bilinen en eski yazı 2.000 yıl önce Hindistan akademisyen Pāṇini tarafından yazılmıştır. Son zamanlarda bulunan yeni elektrofizyoloji ve nörogörüntüleme teknolojileri dilin insan beyninde nasıl üretildiği ve nasıl anlaşıldığı üzerine büyük bir açıklık getirmiştir.

Nörobilim, Hukuk ve Ötesi Uluslararası Kongresi

Nörohukuk sinirbilimin giderek ön plana çıkan ilginç araştırma alanlarından biri. Bu konuda daha önce NöroBlog'da da yayınlar yapmıştık. MEF Üniversitesi bu önemli alanda uluslararası katılımlı ve zengin içerikli bir kongre düzenliyor. Üstelik kongre ücretsiz ve herkesin katılımına açık.

Beynin uzaktan kontrolü nasıl kullanılacak?

İnsanların zihinlerini kontrol edebilmek favori bilim kurgu temalarından biri, ancak genetik ve sinirbilim alanında yaşanan son gelişmeler bu fenomeni gerçek kılabilir. Yaklaşık 10 yıl önce, Stanford Üniversitesi’nde biyomühendis olan Karl Deisseroth ve çalışma arkadaşları beynin optik kontrolü üzerine bir makale yayınladılar, bu gelişme optogenetik olarak kavramsallaştırıldı. Deisseroth ve meslektaşlarının öne sürdükleri nöronların ateşleme modellerinin ışık ile kontrol edilebilmesiydi. Projenin hayata geçirilmesi için, farenin sinir hücreleri "channelrhodopsin genleri" ile güçlendirildi. Channelrhodopsin doğada alglerde bulanan bir biyomolekül. Bu biyomolekül güneş enerjisini kullanarak yüklü iyonları hücre içine geçiren yolaklar açar. Yüklü iyonlar ise nöronların elektriksel aktivitelerini değiştirerek hayvanların davranışlarını etkiler. Çok geçmeden araştırmacılar çeşitli eklentiler ile belirli nöronların channelrhodopsin moleküllerini ışığa maruz bıraktılar. Belirlenen nöronların ışıkla uyarılması, istenen davranışın ortaya çıkmasını sağladı. California Üniversitesi’nden Anatol Kreitzer ve takımı Deisseroth ile fare hareketlerinin bozulmasını konu alan bir proje için beraber çalıştı. Bu çalışmada araştırmacılar Parkinson hastalığını farelerde oluşturdular ve ileri bir aşama olarak, Parkinsonlu farelerin yeniden normal hareket ettirilmesini sağladılar. Bu gelişmelerden sonra, Deisseroth ve çalışma arkadaşı Luis de Lecca yaptıkları çalışmalarıyla farelerin beyinlerindeki bir grup nöronun aktifleştirilmesiyle hayvanların uyandırılabileceğini gösterdiler. Bu nöron grubu uyku ve uyanıklık durumlarının kontrolünden sorumlu.

Yeni Bir Beyin Görüntüleme Yöntemi: VIPS

Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz ufak cihaz beyin görüntülemenin yeni mucizelerinden biri olabilir. ABD'nin çeşitli üniversitelerdeki bilim insanları tarafından geliştirilen ve kısaca VIPS adı verilen cihaz sayesinde acil serviste bir hastanın inme (felç, stroke) geçirip geçirmediği devasa tomografi makinelerine gerek kalmadan ve çok hızlı bir şekilde teşhis edilebilir.

Kör bir insan LSD alırsa ne olur?

Yasal uyarı: Uyuşturucu maddeler sağlığa zararlıdır. LSD kimyasal bir madde. İlk olarak 1938 yılında İsviçre'de üretiliyor ve üretilmesinden birkaç yıl sonra "büyülü" özellikleri keşfediliyor. LSD alan insanların gerçeklik algısı değişiyor, pek çoğu halüsinasyonlar görmeye başlıyor. LSD alan insanların söylediklerine göre bu halüsinasyonlar çok çeşitli: Renkler canlanıyor, duvarlar nefes alıp veriyor, kuşlar the Beatles şarkıları şakımaya başlıyor, kahve makineleri onlara eşlik ederek dans ediyor, vs. LSD psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere "Delysid" adıyla bir ilaç olarak piyasaya sürülüyor. İlacın ismi Türkçe dilinde hoş bir şaka olabilirdi, ancak ilacın etkilerinden şüphelenen ABD bu maddenin "zihin kontrolü" gibi hain emellerle kullanılabileceğine ikna olunca ilaç hızlıca tüm dünyada yasaklanıyor ve yasadışı ilan ediliyor. LSD hakkında bu on bilgilendirmeden sonra gelelim konumuza: İlacın görsel halüsinasyonlara sebep olduğunu söyledik. Peki kör bir insan bu ilacı alırsa ne olur? Aniden görmeye ve halüsinasyon görmeye başlar mı? Konu hakkında geçen hafta Consciousness and Cognition isimli sinirbilim dergisinde çıkan yeni bir makale meseleyi yeniden gündeme getirdi. Makalede doğuştan kör 70 yasındaki bir hastanın 1970'li yıllarda rock müzik kariyeri yaparken yüksek miktarda LSD altında yaşadığı deneyimler anlatılıyor. Hasta LSD aldığında ilginç deneyimler yaşadığını söylüyor: "LSD aldığımda kendimi dünyanın en güzel şelalesindeymişim gibi hissediyordum. En çok da Bach'ın Brandenburg konçertosu bu hissi verirdi. Kemanların ruhumun içinde çaldığını hissedebiliyordum. LSD hislerimi yükseltiyordu." Doğuştan kör bir insanın LSD aldığında görsel halüsinasyonlar görmesi pek olası değil gibi. Çünkü LSD mucize bir ilaç değil ve körlerin görmesini sağlayamaz. Yoksa tüm körler avuç avuç LSD tüketirdi. Ancak yukarıdaki tanımlama size de işitsel halüsinasyonları çağrıştırmıyor mu? Dahası var: "Dokunduğum her şey olduğundan çok daha kadife hissettiriyordu. Öyle ki ellerimi tam olarak yumruk yapamıyordum bile. Bir gün marihuana ve LSD'yi birlikte aldığımda insanların yüzlerine dokunmak istedim ve insanlara haklarında ne düşündüğümü sadece yüzlerine dokunarak söyleyebildim. Çok garip bir deneyimdi, derileri çok yumuşakken gözleri, burunları ve ağızlarının şekli bozulmuş gibiydi." Dokunsal halüsinasyonlar sanırım daha iyi anlatılamazdı. İnsan çoğu zaman dokunmanın da bir çeşit duyu olduğunu unutuyor, ancak örneğin elimizdeki reseptor ve sinirlerin farklı dağılımından dolayı aynı kediyi severken ya da topu tutarken sizin ve benim hissettiğimiz hisler birbirinden farklı. Herkesin duyusu kendine özel. Doğuştan kör bir insan göremediği ve görmenin nasıl bir şey olduğunu bilemediği için görsel halüsinasyonlar deneyimleyemeyebilir. Ancak görme dışında işitme ve dokunma gibi duyularımız var ve burada işitsel ve dokunsal halüsinasyonların nasıl şeyler olabileceğine dair çok canlı anlatımlar mevcut. Muhtemelen LSD alan ve kör olmayan insanlar da bunları deneyimliyorlar ancak görsel algı değişiklikleri o kadar ağır basıyor ki bunları fark edemiyorlar bile. Körlerde LSD deneyimini inceleyen başka makaleler aradığımızda 1960'li yıllara geri dönmemiz gerekiyor, çünkü uzun adıyla liserjik asit dietilamid ya da takma adıyla Mavi Pentagon ve asit olarak bildiğimiz LSD maddesi 50 yılı aşkın süredir yasak; doğal olarak maddeyle yapılan deneyler de bitme noktasına gelmiş. 50 yıl önce yayınlanmış bir makalede ise doğuştan kör olanların ya da 2 yaşından önce kör olmuş insanların LSD alsalar da görsel halüsinasyonlar yaşamadığını görüyoruz. Görmeden sorumlu oksipital korteks 2 yaşından önce olgunluğa ulaşmaz. 2 yaşından sonra kör olmuş insanlar ise görmenin nasıl bir şey olduğunu bildikleri için kısmen görsel halüsinasyonlar yaşayabilmişler. Kimisi artan ışıklar, noktalar, şimşekler tariflemiş; kimisi ise kısa süreli de olsa beyinlerinde görseller oluştuğunu söylemiş. LSD de marihuana gibi tıbbın "yeniden keşfettiği" maddeler arasında. Uzun yıllar süren yasakların ardından bugün dünyanın pek çok yerinde LSD'nin psikiyatrik hastalıklarda işimize yarayacak bir ilaç olarak kullanılıp kullanılamayacağına dair araştırmalar yapılıyor. Hatta ilk olumlu sonuçlar alındı bile, yine de şimdi yapmamız gereken kesin sonuçları beklemek. LSD'nin ve marihuananın yasak olduğunu, kullanmanın sağlığınıza geri dönüşü olmayabilecek zararlar verebileceğini söylemek gerek. Kronik marihuana kullanımı nedeniyle halüsinasyonlarından çıkamayarak beynine kalıcı hasarlar veren ve şizofreniye yakalanan binlerce insan var. LSD etkisi altında gördüğü halüsinasyonlar sonucu basına felaketler gelen insanların haberlerini okuyoruz. 1960'lar ABD'sindeki gibi paranoyak düşüncelere girmeden de bu maddelerin zararlı olabileceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu maddeler ilaç haline getirilmeden hiçbir hastalığın tedavisi için kullanılamaz, kullanılmamalı. Yasal uyarı: Uyuşturucu maddeler sağlığa zararlıdır.

Beyin Aktivitesini Ölçmek (Video)

Beyin aktivitesini ölçmek zorlu bir iştir. Beyin aktivitesini ölçmeye çalıştığımızda anlamlı sinyallerin yanında pek çok gürültü (noise), yani anlamsız sinyal de tespit ederiz ve bu anlamsız sinyaller yapılan testlerin güvenilirliğini azaltabilir. Hastalar her ne kadar ölçümün hassas olduğu ve mümkün olduğunca hareketsiz kalmaları gerektiği konusunda uyarılsalar da, çocuklar ya da bilinç bozukluğu yaşayan hastalarda bu uyarı genellikle işe yaramaz. Bu nedenle özellikle beynin elektriksel aktivitesini (EEG) ya da manyetik aktivitesini (MEG) ölçmek için yapılan hassas işlemlerden kimi zaman istediğimiz kadar iyi veriler alamayız. Bu bilinen sorunu çözmek için geliştirilen ve Game of Thrones dizisinden fırlamış gibi görünen yeni bir magnetoensefalogram (MEG) cihazı beynin manyetik aktivitesini hassas bir biçimde ölçmek için yeni olanaklar sağlıyor. Normal bir MEG cihazı bir odayı kaplayan devasa bir makinedir. Ölçümün düzgün yapılabilmesi için hastaların bir koltuğa oturup mümkün olduğunca hareketsiz kalması gerekir. Beden hareketleri ölçümde kullanılan kask biçimindeki yapıda bulunan sensörlerin algıladığı sinyallerde bozulmalara yolaçar. Yeni alet ise çok daha hafif ve yeni geliştirilen kauçuk kask sayesinde sensörler kafatasına çok daha sıkı bir biçimde bağlanabiliyor, bu da elde edilen sinyallerin kalitesini artırıyor. Öte yandan sensörlerin bu kadar stabil ve kaskın yarı mobil olması hastaların hareket ettikleri sırada da beyin sinyallerinin ölçülebilmesini sağlıyor. Beyin görüntüleme alanında son dönemlerde yaşanan büyük gelişmelere beyin aktivite ölçümlerinin de katılması bize beynin yapısını ve çalışmasını anlama konusunda büyük avantajlar getirecek. Bu çalışmaları NöroBlog'la birlikte izlemeye devam edin.

Beyindeki ödül mekanizması nasıl çalışır?

Günlük yaşantımızın büyük bir kısmı yiyeceklerin etrafında dönüyor: bir sonraki yemeğimizin ne zaman olacağı, ne olacağı ve ne kadar leziz olacağı! Evrimsel olarak, bunlar bizim hayatta kalabilmemiz için gerekli düşünceler. Böylece yiyecek bulduğumuzda yiyebildiğimiz kadar yemeye mecbur kalıyoruz. Bu sadece tüm gerekli besleyici ögeleri almamızı sağlamıyor, ayrıca rakiplerimizin yemeklerimizi çalmasını da engelliyor. Nasıl oluyor da tamamen doyduktan sonra bile en sevdiğimiz tatlıdan "bir ısırık daha" alabiliyoruz? DiFeliceantonio ve arkadaşlarının yaptığı araştırma (2012) gösteriyor ki beynimizin neostriatum adındaki evrimsel olarak yeni bir bölgesi, beynin ödül sistemini içeriyor. Beyin burada şişkin karnımızın verdiği rahatsızlığı gidermek için uyuşturucu bir sistemi aktive ediyor, böylece yemeye devam edebiliyoruz. Bu sisteme ek olarak, beynin dopamin ödül yolu yeme, içme, üreme gibi hayatta kalmak için gerekli olan şeyleri yaparken iyi hissetmemizi sağlayan bir merkez.

Nörohukuk: Beyin nasıl ceza veriyor?

Nörohukuk Çizgiyi aşmak: Cezai hükümlerin karmaşıklığı Bir gece Mark bankamatikten 200$ nakit çeker. Ailesiyle buluşmak için yoldadır, en sevdiği restoranda karısının doğum günü için bir akşam yemeği vermeyi planlamaktadır. Para çekme işlemini bitirir bitirmez Dan sokağın köşesinden çıkar, bir bıçak çıkarır ve Mark’ı parasını vermesi için tehdit eder. Mark duraksamadan parayı verir buna rağmen karnından bıçaklanır. Dan Mark’ı kaldırımlarda yaralanmış bir şekilde bırakıp kaçar. Dan bu suç için ne kadar cezalandırılmalıdır?

Alzheimer Hastalarının Beynine Yakından Bir Bakış

Beyniniz yaşamınız boyunca çok fazla anı depolayabilir. Bununla birlikte, anı depolama yeteneğinin giderek azaldığı ve nihayetinde ortadan kaybolduğu, düşünme, muhakeme ve hatırlama ile ilgili sorunlara yol açan vakalar vardır. Bu semptomlar normal yaşlanmadan daha hızlı gerçekleştiğinde demans adını alır. Alzheimer hastalığı beyin fonksiyon kaybının en yaygın nedenidir, bu hastalığın nöropatolojisini bu yazıda özetleyeceğiz. 1906’da Dr. Alois Alzheimer hafıza kaybı yaşayan, tahmin edilemeyen davranışlar sergileyen, faaliyetlerini gerçekleştirmek için başkalarına bağımlı hastalarında demans semptomlarını kaydetti. Hastalar öldükten sonra onların beyin dokularını inceledi ve serebral korteks, hipokampus ve ventriküllerde uçtan uca ağır beyin küçülmelerini fark etti. Dr.Alzheimer’ın gözlemlerini yayımladıktan sonraki yüzyılda, hastalık sürecinde beyinde meydana gelen değişiklikleri artık görselleştirebiliyoruz. Nörodejenerasyon (sinir bozulması) semptomlar başlamadan 5-10 yıl önce başlar ve doktorlar Alzheimer hastalığının erken tanısında canlı görüntüleme tekniklerini kullanırlar. Pozitron-emisyon tomografisi (PET) beyin aktivitesini çok aktif bölgeleri kırmızı, az aktif bölgeleri maviyle işaretleyerek ölçer. Bilgisayarlı tomografi (CT) taramaları beynin 3 boyutlu temsilini yapmaya yardım eder. Genişlemiş ventrikül boşlukları (siyah) ve genişlemiş beyaz bölgeleri burada gösterilen beyin atrofisi, Alzheimer'ın ileri evrelerinde gözlemlenebilir. Dr. Alzheimer hastaların beyninde aynı zamanda birçok anormal küme ve karışık lif demeti oluştuğunu fark etti. Orta temporal lobdaki bu amiloid beta plakları ve nörofibril karışıklıkları Alzheimer hastalığının iki ayırıcı özelliğidir.Bu protein birikmeleri ve birikmeyi oluşturan moleküllerin insan bilincini bozduğu gösterilmiştir. Alzheimer hastalarında gözlemlenen protein birikme anormallikleri, astrositler ve mikroglia gibi beynin bağışıklık sistemi hücrelerini beyni aşındırması için uyarır. Bu hücreler beyne daha fazla hasar vermek için uyaran "sitokin" adı verilen maddeler salgılar. En nihayetinde hücrenin enerji santrali olan mitokondri yeterli enerjiyi üretemez ve oksijen tüketimi bozulur. Yanlış katlanmış proteinler, enflamasyon ve enerji metabolizması bozukluğundan kaynaklanan hasarın büyük sinaptik kayıp ve hücre kaybına yol açtığına inanılmaktadır. Hasarın büyüklüğü ile bilinç üzerindeki yıkıcı etkisi de bağlantılıdır. Alzheimer hastalarının beyninde muazzam yer kaplayan bu değişiklikler insanın anılarını ve tüm ömrünü değiştirmektedir. Araştırmacılar yorulmaksızın bunu anlamaya çalışıyorlar, umarız ki bu sayede Alzheimer belirtileri iyileştirilecek ve demans sorunu çözülecek. *** Çeviri: Cerrahpaşa Nörobilim Kulübü’nden Betül Şengül Yazı ilk olarak 21 Kasım 2012 tarihinde Knowing Neurons sitesinde İngilizce olarak yayınlanmış olup NöroBlog’un Knowing Neurons ile gerçekleştirdiği işbirliği ile Türkçe diline çevrilmiş ve yayınlanmıştır. *** Anasayfamızdan daha fazla sinirbilim yazısına ulaşabilir, podcast ve videolarımıza erişebilirsiniz.

Sinirbilime Giriş (Quiz)

Sinirbilim eğlenceli ve ilginç bir alan. Bu alandaki bilgilerini test etmek istiyorsan doğru yerdesin. Sadece 5 soruluk bir quizle yeni şeyler öğrenebilir ve sinirbilim bilgini genişletebilirsin!
7,792TakipçiTakip Et
608AboneAbone Ol

Son Yazılar