Kötü anıları silme hapı gerçek mi oluyor?

Edebiyatta ya da sinemada sayısız örneği olan bir durumdur: Bu hapı al ve tüm belleğin sonsuza kadar silinsin. Hafıza en önemli zihinsel fonksiyonlardan biri. Özellikle...

Yabancı Dil Öğrenmenin Sinirbilimi ve İki Dillilik

Yabancı Dil Öğrenmenin Sinirbilimi Dil öğrenmek neden bu kadar zor? Nasıl kolaylaştırılabilir? Pek çoğumuz çocukların dili çok hızlı öğrendiğini, yetişkinlerinse dil öğrenme konusunda başarıya bu hızda ulaşamadığını gözlemlemiştir. Bu durumun sinirbilimsel bir temeli var mı, varsa bu durum değiştirilebilir mi?

Gözsüz görmek mümkün mü? Peki ya beyinsiz?

Gözsüz görmek mümkün mü? Peki ya beyinsiz? (Okuma süresi: 3 dakika) Biz insanlar için "görmek" eylemini gözlerden ayrı düşünmek imkansız gibidir. Neredeyse içgüdüsel bir biçimde çevremizde gördüğümüz hemen her canlının gözleri sayesinde gördüğünü, gözsüz görmenin mümkün olamayacağını düşünürüz. Günlük hayatta sıklıkla karşılaştığımız karada yaşayan memeliler, kuşlar, böcekler ya da sularda yaşayan balıklar için durum böyledir. Oysa belgesellere meraklı olanlar bilirler ki okyanuslar bambaşka bir dünyadır ve içlerinde birbirinden büyüleyici binlerce ilginç canlı barındırırlar. Bilim insanları bu ilginç canlılardan birine dair yeni bir keşifle karşımıza çıktılar. Söz konusu canlının bilimsel adı "Ophiocoma wendtii", Türkçesiyle yılanyıldızı. Alttaki resimde gördüğünüz yılanyıldızı, şeklinden de tahmin yürütebileceğiniz gibi deniz yıldızının akrabası. Ancak deniz yıldızından farklı ilginç bir özelliği bulunuyor: Yılanyıldızları kollarını hareket ettirerek ışığı tespit edebiliyor ve aydınlık bölgelerden kaçınarak avcılara yem olmaktan kurtulabiliyorlar.

Renkleri duymak, sesleri tatmak: Sinestezi

Renkleri duymak, sesleri tatmak: Sinestezi (Okuma süresi: 3 dk) Geçtiğimiz hafta günümüzün en dikkate değer sinirbilimcilerinden birine, Oliver Sacks'a ait "Aklın Gözü" başlıklı 2013 tarihli bir New Yorker yazısı okudum. Yazı, körlerin körlüklerini nasıl deneyimledikleri; klasik anlamda "görme" olarak düşünülen görsel korteksin aktif olmaması durumunda bile eşit derecede canlı, tamamlayıcı duyusal deneyimler yaşayabilmeleri üzerineydi. Oliver Sacks’ın araştırmasının inanılmaz dokunaklı bir anlatımıydı, herkese tavsiye ederim. Bahsettiği birkaç konu üzerinde biraz daha araştırma yapma zorunluğu hissettim, ama bugün, kendisinin kısaca bahsettiği “sineztezi” denen bir duyusal durumdan bahsedeceğim.

Görünmez renkleri görebilmek

Görünmez renkleri görebilmek (Okuma süresi: 3 dakika) Renksiz bir dünya nasıl olurdu? Renk algısını araştıran bir nörofizyolog olduğunuzu hayal edin. Işığın bir dalga olduğunu ve insanların renkleri retinalarında bulunan koni hücrelerinin farklı aktivasyon derecelerine bağlı olarak gördüğünü biliyorsunuz. Biliyorsunuz ki kırmızı koni hücreleri uzun dalga boyundaki ışığı, yeşil koni hücreleri orta dalga boyundaki ışığı, mavi koni hücreleri ise kısa dalga boyundaki ışığı algılar. Yalnız ufak bir problem var: Bütün hayatınızı karanlık bir odada geçirmişsiniz ve dış dünyayla tek bağlantınız siyah-beyaz bir televizyon. Renk algısını araştıran ama hayatında hiç renk görmemiş bir nörofizyologsunuz.

“Uyanışlar” Üzerine

"Uyanışlar" Üzerine (Okuma süresi 3 dakika) Oliver Sacks’ın kendi mesleki yaşamından bir kesiti anlattığı aynı isimdeki kitabından uyarlanan 1990 yapımı Uyanışlar (Awakenings) filmi, letarji1 veya katatoni2 halinde olan kişilerin levodopa tedavisine verdikleri dramatik yanıtı konu edinen dokunaklı bir film. Oliver Sacks (1933-2015) İngiliz nöroloji profesörüdür. Nörolojinin farklı alanlarında ilgi çekici klinik deneyimlerini yalın bir dille anlattığı, Türkçe'ye de çevrilen birçok kitabı vardır. Klinik deneyimlerinden yola çıkarak yarattığı "Uyanışlar" isimli romanı, 1990 yılında beyaz perdeye uyarlanmıştır. Başrollerini Robin Williams ve Robert De Niro’nun paylaştığı film en iyi film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo olmak üzere üç dalda Oscar ödülüne aday gösterilmiştir.

Ayrık Beyin Sendromu: 1 Beyin, 2 İnsan

Ayrık Beyin Sendromu: 1 Beyin, 2 İnsan (Okuma süresi: 4 dakika) Beyni ortadan ikiye ayırırsak, kişiyi de ikiye mi bölmüş oluruz? İnsan beyni belki de evrendeki en karmaşık makine. Her biri bir sürü farklı yapıdan oluşan iki ayrı beyin lobundan oluşur. Şansımıza, bu farklı beyin yapıları birbirlerinden bağımsız bir biçimde işlev görmezler. Aralarında bir çok bağlantı vardır ve bu yapıların hepsi "seni" yaratmak için büyük bir harmoni içinde çalışır. Peki bu harmoniyi yok edersek ne olur? Ya bazı beyin yapıları diğerlerinden bağımsız olarak çalışmaya başlarlarsa? İlginçtir ki, bu sadece bir düşünce deneyi değil; bazı insanlar için bu bir gerçek. "Ayrık beyin" hastaları denilen bir grup hastada, beynin sağ ve sol loblarını birbirine bağlayarak iki beyin lobunun iletişimini sağlayan "corpus kallosum" adındaki anatomik yapı, epilepsi ataklarını önlemek amacıyla cerrahi olarak kesilmiştir.

Annesinin sesi bebeğin beynini nasıl şekillendiriyor?

Annesinin sesi bebeğin beynini nasıl şekillendiriyor? (Okuma süresi: 3 dk) Bir çocuğun annesinin sesini yabancılardan ayırt edebilmesi şaşılacak bir durum değildir. Anne karnında başlamak üzere fetusun gelişen duyusal yolakları annesinin sesini ve tınısını hisseder. Doğumdan hemen sonra yeni doğmuş bebek annesinin sesini alışık olmadığı diğer kadınların seslerinden ayırt edebilir. 2014 yolda yayınlanan bir çalışmada erken doğmuş bebeklere ses kayıt cihazıyla annelerinin sesleri dinletildiğinde biberondan emme yeteneklerinin daha hızlı geliştiği tespit edilmişti. Annesinin sesi stresli durumlarda bir çocuğu yatıştırabilir, stres hormonu kortizolün seviyesini düşürür, sosyal bağlanma hormonu oksitosinin seviyesini yükseltir. Bilim insanları anne sesinin ön prefrontal korteksi, yabancıların sesinin ise sol arka temporal korteksi uyardığını ve bebeğin bu sayede sesleri ayırt edebildiğini gösteriyor.

Beynin uzaktan kontrolü nasıl kullanılacak?

İnsanların zihinlerini kontrol edebilmek favori bilim kurgu temalarından biri, ancak genetik ve sinirbilim alanında yaşanan son gelişmeler bu fenomeni gerçek kılabilir. Yaklaşık 10 yıl önce, Stanford Üniversitesi’nde biyomühendis olan Karl Deisseroth ve çalışma arkadaşları beynin optik kontrolü üzerine bir makale yayınladılar, bu gelişme optogenetik olarak kavramsallaştırıldı. Deisseroth ve meslektaşlarının öne sürdükleri nöronların ateşleme modellerinin ışık ile kontrol edilebilmesiydi. Projenin hayata geçirilmesi için, farenin sinir hücreleri "channelrhodopsin genleri" ile güçlendirildi. Channelrhodopsin doğada alglerde bulanan bir biyomolekül. Bu biyomolekül güneş enerjisini kullanarak yüklü iyonları hücre içine geçiren yolaklar açar. Yüklü iyonlar ise nöronların elektriksel aktivitelerini değiştirerek hayvanların davranışlarını etkiler. Çok geçmeden araştırmacılar çeşitli eklentiler ile belirli nöronların channelrhodopsin moleküllerini ışığa maruz bıraktılar. Belirlenen nöronların ışıkla uyarılması, istenen davranışın ortaya çıkmasını sağladı. California Üniversitesi’nden Anatol Kreitzer ve takımı Deisseroth ile fare hareketlerinin bozulmasını konu alan bir proje için beraber çalıştı. Bu çalışmada araştırmacılar Parkinson hastalığını farelerde oluşturdular ve ileri bir aşama olarak, Parkinsonlu farelerin yeniden normal hareket ettirilmesini sağladılar. Bu gelişmelerden sonra, Deisseroth ve çalışma arkadaşı Luis de Lecca yaptıkları çalışmalarıyla farelerin beyinlerindeki bir grup nöronun aktifleştirilmesiyle hayvanların uyandırılabileceğini gösterdiler. Bu nöron grubu uyku ve uyanıklık durumlarının kontrolünden sorumlu.

Atalarımızın Beyinleri (Quiz)

Atalarımızın Beyinleri video serimizde insan beyninin evrimini inceledik. Sinirbilim olmazsa olmazı bu önemli konu hakkında toplamda 15 dakika süren 3 videoyla bilgi sahibi olabilir, 2 dakikalık bir quizle kendini test edebilirsin. Henüz izlemediysen, playlist için tıkla! NöroBlog YouTube kanalına abone olmayı unutma!

Hamilelikte cep telefonu kullanımı çocukta hiperaktiviteye sebep olabilir mi?

Hamilelikte cep telefonu kullanımı çocukta hiperaktiviteye sebep olabilir (Okuma süresi: 2 dk) Hamilelik sırasında cep telefonu kullanmak doğacak çocukta hiperaktiviteye sebep olabilir mi? Yeni bir çalışmaya göre bu sorunun yanıtı evet olabilir. Bu çalışmaya göre hamilelik sırasında daha sık cep telefonu kullanan annelerin çocuklarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) görülme riski %28 civarında daha fazla. Çalışmayı yürüten ve makalenin ilk ismi olan bilim kadını Laura Birks yine de hamilelere cep telefonlarından uzak durmaları gerektiğini söylemenin abartılı bir tepki vermek olacağını düşünüyor.

Nörobilim, Hukuk ve Ötesi Uluslararası Kongresi

Nörohukuk sinirbilimin giderek ön plana çıkan ilginç araştırma alanlarından biri. Bu konuda daha önce NöroBlog'da da yayınlar yapmıştık. MEF Üniversitesi bu önemli alanda uluslararası katılımlı ve zengin içerikli bir kongre düzenliyor. Üstelik kongre ücretsiz ve herkesin katılımına açık.
7,792TakipçiTakip Et
608AboneAbone Ol

Son Yazılar